20 Şubat 2011 Pazar

Peygamber Şefaat Değil Şikâyet Edecek

             Müslüman olmak Allah’ın ayetlerine istinaden Allah’a teslim olmak demektir. Allah’a nasıl teslimiyet gösterileceğinin ölçüsü Allah’ın ayetleridir. Müslüman’ım diyen herkesin inancını ve eylemini oluştururken Allah’ın ayetlerini ölçü alması zorunludur. Peygamber Allah’ın ayetlerini tebliğ etmiş ve bu ayetlere uymuştur. Allah’ın ayetlerine aykırı söz söylemek peygamber için söz konusu değildir. Bu bakımdan hangi sözün peygambere ait olduğunun ölçüsü de son tahlilde peygamberlik vesikası olan Kur’an ayetlerine uygunluktur. Kur’an Allah’ın kullarına gönderdiği hidayetidir. Hayatın kullanma kılavuzudur. Hayatın ölçüsüdür.
            Mekkeli müşrikler Allah’a yakınlık için melekleri Allah’ın kızları edinmişler ve onları temsilen heykeller dikerek “Bunlar Allah katında bizim şefaatçilerimizdir”[1] demişlerdir. Bu iddialarına istinaden Allah’ın yakınından edindikleri, zanlarına dayalı şefaatçilere dua edip onlardan şefaat dilemişlerdir. Yüce Rabbimiz gönderdiği kitabında kulluğun da duanın da sadece kendisine yapılacağını tescillemiştir;[2]  kendisinden başkasına niyaz etmeyi, duada bulunmayı başka bir ilah edinme olarak nitelemiş ve şirk saymıştır. Beş vakit namazın her rekâtında Kur’an’ın özü ve önsözü mahiyetindeki fatiha süresini okumakla bu hakikati görmemizi murat buyurmuştur. Müşrikleri hep zanna uymakla suçlamış ilim üzere olmayı insanlığa gerekli kılmıştır. “Hakkında bilgin olmayan şeyin peşinden gitme! Doğrusu kulak, göz ve kalp; bunların hepsi bu hususta sorumlu tutulacaktır.”[3] buyurarak bizi zandan sakındırmış, kesin bilgiye dayanmamızı istemiştir. Zan üzere ilahlar edinenlere ise “delilinizi getiririn!”[4] buyurarak meydan okumuştur.
            Allah’ın dışında bir kimseye dua etmek yani Allah’ın dışında birinden niyazda bulunmak ve yardım dilemek Kur’an ayetlerinde şirk sayılmıştır. Allah’ın dışında birine dua etmek onu ilah edinmek olarak nitelenmiştir. Medet dilenen bu kişinin kim olduğu önem arz etmez. Zira sadece Allah’tan medet beklemenin zorunluluk olduğu açıkça ortaya konmuştur.[5] Bu konuda sayılamayacak kadar ayet söz konusudur. Meallerde dua anlamındaki “deâ- yedû” fiilinin ibadet olarak çevrilmesi de bu konuda meal okuyanlar için bir perde olmuştur. “Kim, hakkında hiçbir delil bulunmamasına rağmen Allah’ın yanı sıra başka bir ilaha dua ediyorsa elbet onun hesabı Rabbinin katında görülecektir. Doğrusu hakikati görmeyenler iflah olmaz”[6] ayeti işte bunlardan sadece bir tanesidir. Bu ayette “bir ilaha dua ediyorsa” denerek duanın sadece Allah’a yapılabileceği O’nun dışında birine dua etmenin o kimseyi ilah edinmek olacağı vurgulanmıştır.
            Müslüman olduğunu söyleyen bizler Allah’ın ayetlerine istinaden teslimiyet göstermek bir yana Allah’ın ayetlerini anlamak diye bir amaç bile edinmemişiz. “Kur’an’ı biz anlayamayız âlimler anlar” gibi bir söyleme dayanarak kendimizce âlim bildiğimiz kimseleri dayanak edinmişiz. Güya bu kimselerin gösterdiği yol üzere Allah’a teslimiyet göstermişiz. Bu kimseler Allah’ın ayetlerinden hareketle bu açıklamaları yapıyor demişiz ve Allah’ın kitabıyla aramıza büyük bir perde koymuşuz. Aslında bu kimseleri de anladığımız falan yok. Bir zanna uymuşuz zan üzere kul olmuşuz. Peygamberi de bu aşamada bir şefaatçi edinmişiz. Peygambere dua eder ondan ister olmuşuz. Peygambere sanki bizi duyuyormuşçasına “şefaat ya resulullah!” diye niyaz buyurmuşuz Üstelik bunu söylerken “iyyake na’budu ve iyya kenestein” ayetini de okuyup durmuşuz. Ne dediğimizden ve ne yaptığımızdan habersiz zan üzere bir din kurmuşuz. Peygamber bize şefaat edecek diye tutturmuş; ha bire ondan ister olmuşuz.
            Müslüman olmak Allah’ın ayetlerine istinaden Allah’a teslim olmak olduğundan bu konudaki ölçümüz tebliğ anlamında peygamberin sözleri olan Allah’ın ayetlerine müracaat olmalıdır.  Kur’an ayetlerinin hiçbir yerinde peygamberin şefaat dileyenlere o gün şefaat edeceğine dair bir ima bile yoktur. Şefaat yetkisinin tümüyle Allah’a ait olduğu vurgulanır ve şefaat iddiasında bulunanlara “Allah’ın böyle bir izni olduğuna dair delilleri olmadığı” noktasında “onun izni olmaksızın kim şefaat edebilir!” buyrularak meydan okunur.  
            Bu noktada şefaatle ilgili ayetlere bakmak konunun üzerindeki şüphe perdelerini aralamaya yetecektir. Yüce Rabbin ayetleri şöyle buyurur.
1-Hiç kimsenin kimse için bir şey ödeyemeyeceği, kimseden şefaatin kabul edilmeyeceği, kimseden fidye alınmayacağı, kimseye yardım edilemeyeceği bir güne dönük sorumluluklarınızı yerine getirin.[7]
2-Hiç kimsenin kimse için bir şey ödeyemeyeceği, kimseden fidyenin kabul edilmeyeceği, kimseye şefaatin fayda vermeyeceği, kimseye yardım edilemeyeceği bir güne dönük sorumluluklarınızı yerine getirin.[8]
3-Ey iman edenler! Kendisinde alışverişin, dostluğun ve şefaatin olmadığı bir gün gelmeden evvel bahşettiğimiz rızıklardan infakta bulunun. Doğrusu kâfirler buyruklarımıza uymayan kimselerdir.[9]
            Bu ayetlerde söz konusu olan gün mahşer yerindeki hesap günüdür. Yani hesap günü hesap görülürken günahlara rağmen şefaatle cehennemden kurtulmak diye bir şey söz konusu olmayacaktır. Zira ayetler bu konuda çok açık ve nettir. Hesap görülüp herkesin durumu belli olduktan sonra ve günahkârların cehenneme girip o acıyı tatmasından sonrası ise farklı bir aşamadır. Ama şu bir gerçek ki hesap günü şefaat söz konusu değildir. Bunun aksini iddia etmek yukarıda geçen Allah’ın ayetlerini dikkate almamak anlamına gelecektir. Bir diğer husus birinci ayette kimsenin şefaat edemeyeceği ikinci ayette ise kimsenin şefaat göremeyeceği vurgulanmaktadır.
            4-Allah kendisinden başka ilah olmayan, hayat veren ve her zerreyi ayakta tutandır. Onu ne gaflet alıverir ne de uyku.  Göklerde ve yerde ne varsa hepsi onundur. İzni olmaksızın Onun katında kim şefaat edebilir? Onların önlerindekini de arkalarındakini de bilir. Gerek gördüğü dışında ilminden hiçbir şeyi ihata edemezler. Onun hükümranlığı gökleri ve yeri kuşatmıştır. Onları kollayıp gözetmek ona ağır gelmez.  O makamı en yüce ve azameti en üstün olandır.[10]
            Bu ayette ise şefaat iddiasında bulunan ve bu iddiayı zanlarına istinaden ortaya koyanlara cevap verilmektedir. Zira Allah şefaat izni ya da yetkisi verdiğine dair hiçbir bilgi ve belge indirmemişken Allah hakkında zan üzere konuşanlara “Allah izin vermemişken kimmiş şefaat edecek olan!” diye meydan okumaktadır. Ama maalesef ki illa da şefaat diyenler zanlarını ispatlamak için bu ayeti delil almaya kalkışmaktadırlar.
            Şefaat yetkisi bütünüyle Allah’a aittir. Peki, şefaat nedir? Şefaat bir kimseyi kurtarma, korktuklarından koruyup umduğuna kavuşturma anlamında kullanılmaktadır. Esasen şefaat çift kelimesinden gelmektedir ki hesap görüleceği gün günahkârı günahlarına rağmen kurtulmuşlarla birlikte kılma, kurtulmuşların yanında kılma anlamındadır. Zaten “peygamber kime karşı şefaat edecek, kimden kurtaracak?” diye sorduğunuzda peygamberden şefaat dileyenler “Allah’tan kurtaracak, Allah’ın azabından kurtaracak” cevabını vermektedirler ki onlara göre günahları azabı gerektiren kimseleri peygamber bu azaptan kurtararak cennetliklerin yanına gitmelerini sağlayacak onların cennetliklerle bir arada olmalarını sağlayacaktır. Burada “Allah’tan kurtaracak, Allah’ın azabından kurtaracak” ifadesi çok düşündürücüdür. Biraz düşündüğümüz zaman bu ifadenin şu iddiayı içerdiğini anlamamız işten bile değildir. Birinci iddia şudur ki “peygamber Allah’tan daha güçlüdür” hâşâ! Öyle ya Allah’tan kurtaracağına göre ondan daha güçlü olması gerekir. İkinci iddia şudur ki “Peygamber Allah’tan daha bilgilidir” hâşâ! Öyle ya Allah kulunun affa layık olup olmadığını bilmiyor da peygamber biliyor ve azaptan kurtarıyor. Üçüncü iddia şudur ki “Peygamber Allah’tan daha merhametlidir” hâşâ! Öyle ya Allah’ın durumunu en iyi bildiği kuluna olan merhameti yeterli olmadı da peygamberin merhameti kulun affını içten isteyip sağlamasını gerekli kıldı.
            Oysa peygamberin tebliğ ettiği sözlerden ibaret olan Allah’ın ayetleri hiçbir yerde peygamberin şefaatinden söz etmiyor şefaati sadece Allah’a has kılıyor.
            1-“De ki: Şefaat tamamıyla Allah’ın yetkisindedir. Göklerin ve yerin hükümranlığı O’na aittir. Sonra ona döndürüleceksiniz”.[11]
            2-“Rablerinin huzuruna çıkarılacaklarından dolayı korkanları onunla uyar. Kendilerinin Onun dışında ne bir dostları ne de şefaatçileri vardır. Belki sorumluluklarının farkına varırlar”.[12]
            3-“Dinlerini oyun ve eğlenceye alanları bırak. Zira onları dünya hayatı aldatmış. Kişinin elde ettiklerine karşılık alıkonacağını  Kur’an’a istinaden hatırlat.  Kişinin Allah’ın dışında ne bir velisi ne de bir şefaatçisi vardır. Fidyenin her türünü denkleştirse dahi kendisinden alınmaz. İşte onlar elde ettiklerine karşılık alıkonan kimselerdir. Kâfirlik etmiş olduklarından ötürü kendilerine kızgın bir içki ve elim bir azap vardır”.[13]
            Yüce Rabbimiz sadece kendi yetkisinde olan şefaatin kime ait olacağını yani kime fayda vereceğini de kendisi belirlemiştir ki burada söylenmesi gereken en önemli husus rahmetten kesinlikle uzak olacak olanların şirk batağına düşenler olduğudur. Kur’an ayetlerinde Allah’ın dışında birine dua etmek şirk olarak nitelenmekte asla Allah’tan başkasından imdat dilenmemesi, medet umulmaması istenmektedir. Bu yüzden fatiha suresinde “yalnız sana kul oluruz ve yalnız senden yardım dileriz!” diye beş vakit namazda niyaz ederiz.
            Yüce Rabbimiz şöyle buyurur:
            1-Deki: “Halinizi düşünür müsünüz? Başınıza Allah’ın azabı gelse yahut da kıyamet saati size ulaşsa Allah’tan başkasını mı imdada çağıracaksınız? Tabi eğer doğru söyleyecek olursanız”.[14]  
            2-De ki: “Doğrusu, sizin Allah’ın dışında yalvarıp yakardığınız şeylere kulluk etmekten men olundum”. De ki: “Sizin arzularınıza uyacak değilim. Aksi takdirde sapmış olurum, doğru yolda olanlardan olmamış olurum.[15]
            Bu ayet dikkatlice okunduğunda Allah’ın dışında birine dua etmek, yalvarıp yakarmak (bu peygamber de olsa fark etmez zira Allah’ın dışında kim olursa olsun aynıdır) onu ilah edinmek ona kul olmak olarak değerlendirilmektedir. Zira “yalvarıp yakardıklarınıza kulluk etmekten men olundum” ifadesi yalvarıp yakarmanın kulluk etmek anlamına geldiğini açıkça ortaya koymaktadır. Yani “sizin yalvarıp yakardığınız” ifadesiyle eleştiri yapılmakta “kulluk etmekten men olundum” ifadesiyle bu durumun kulluk etmek anlamına geleceği ortaya konmaktadır. Allah’tan başka ilah edinmemek fatiha suresinde ifadesini bulan “yalnız O’na kul olmayı ve yalnız O’na dua etmeyi” gerekli kılmaktadır. Bu ikinci ayette kullandığımız “yalvarıp yakarmak, dua etmek” anlamındaki ifade “deâ- yed’û” ifadesidir ki bu ifade dua etmek, yalvarıp yakarmak, imdat dilemek anlamalarına gelir. Ne yazık ki meallerin birçoğunda bu kelime tapmak ya da ibadet etmek şeklinde çevrilmiştir ki bu Kur’an’ı anlamanın önünde bir perde olmuştur. Zira tapmak, kul olmak, ibadet etmek şeklinde çevrilebilecek kelime abede- ya’budu kelimesidir.
            3-Allah hakkında yalan uyduran yahut Allah’ın ayetlerini inkâr edenden daha zalim kimdir? İşte onlara İlahi kelamdaki nasipleri erişecektir. Hatta kendilerine (melek) elçilerimiz gelip de canlarını aldıklarında buyururlar ki “Allah’ın dışında dua ettikleriniz nerede?”. Kâfir olduklarına dair kendi durumlarına şahit olarak derler ki “Bizi terk ettiler”.[16]
            Bu ayet de Allah’ın dışındakine dua etmeyi açıkça şirk saymakta ve kâfirlik olarak tanımlamaktadır.
            4-Allah’ın dışında yardıma çağırdıklarınız tıpkı sizin gibi birer kuldur. Hadi size cevap versinler bakalım! Eğer doğruysanız.[17]
            Peygamberimizin bir kul olmadığını kimse iddia edemez. Zira “abduhu ve resuluhu” diye şehadet ederiz ki “O’nun kulu ve elçisidir” demektir. Yani dua da hitap sadece Allah’a olmalı, sadece ondan istenmelidir. Aksi takdirde Allah’ın ayetlerine göre müşrik konumuna düşeriz ki işte kıyamet günü şefaatten asla nasiplenemeyecek olanlar bunlardır. Yüce Rabbimiz Kur’an’da şirki asla bağışlamayacağını açıkça ilan etmiştir.
            1-Doğrusu Allah kendisine Şirk koşulmasını asla bağışlamaz. Bunun dışındakileri gerek gördüğü kimse için bağışlar. Her kim Allah’a ortak koşarsa gerçekten büyük bir günahı üstlenmiş olur.[18]
            2-Şüphesiz Allah kendisine şirk koşulmasını bağışlamaz. Bunun dışında kalanı ise gerek gördüğü kimse için bağışlar. Allah’a şirk koşan ise tamamıyla sapıtmıştır.[19]
            Rabbimizin şefaati ancak ve ancak şirkten arınmış olarak ölenler için söz konusu olacaktır. Şirkten arınmış bir hayatın özeti fatiha suresinde “iyyake nabudu ve iyyake nestein” olarak ifadesini bulmuştur.
            O gün Rabbimizin direk olarak yahut has kullarının dualarını kabul suretiyle olan şefaati sadece şirkten arınmış kimseler için söz konusu olacaktır. Yani Rab razı olduğu kimsenin duasına ancak rıza gösterdiği kimseye dönük olarak icabet buyurur. Bunun şartı ise kulluğu da duayı da sadece O’na has kılmış olarak huzura çıkabilmektir.
            1-Rahman’ın katında bir söz edinmiş olan dışında kimse şefaate sahip olamayacaktır.[20]
2-O’nun dışındakilere dua edenler asla şefaate sahip olamayacaktır. Ancak bilgi üzere hakka şahit olanlar başka.[21]
Bu ayetlerin ifade tarzı şefaate sahip olacak olanın şefaatin faili yani öznesi yahut mefulu yani nesnesi olması şeklinde anlaşılmaya müsaittir. “Şefaat yetkisi bütünüyle Allah’ın” olduğundan ayetteki şefaate sahip olacak kişiyi şefaat edecek kişi yerine şefaat görecek kişi şeklinde algılamak daha uygun düşmektedir.
            Meleklerin de peygamberlerin de yapacakları dua ancak Allah’ın sınır olarak koyduğu şirke düşmeyenler için söz konusu olacaktır. Kur’an hem meleklerin hem de peygamberlerin şefaatinin Allah’ın rıza göstermeyeceği kimseye bir fayda sağlamayacağını açıkça belirtmekte şefaatten ancak Allah’ın rıza gösterdiklerinin istifade edebileceğini açıkça ortaya koymaktadır. Meleklere ya da peygamberlere yapılacak şefaat nitelemesi ancak onların Allahın affediciliği noktasında yapacakları dua neticesinde Rabbimizin kulunu azaptan kurtarması anlamında anlaşılabilir. Meleklerle ilgili ayet şudur:
            Göklerde nice melekler var ki Allah’ın gerek gördüğü ve rıza gösterdiği kimse hakkında izin vermesinin ardından olmaksızın şefaatleri hiçbir şekilde fayda sağlamaz.[22]
            Peygamberlerle ilgili ayet şudur:
Senden önce gönderdiğimiz her bir elçiye “Doğrusu benden başka ilah yoktur; sadece bana kul olunuz” diye vahiy buyurduk. “Rahman Çocuk edindi” dediler. Subhanellah! Bilakis onlar ikram görmüş kullardır. Söylemleriyle O’nun önüne geçmezler. Onlar O’nun emrine istinaden davranırlar. (Allah) onların önlerindekini de arkalarındakini de bilir. Allah’ın rıza göstermediği kimseye şefaatte bulunamazlar. Onlar Allah’a olan saygılarından ürperirler.[23]
            Tüm bu ayetler gösteriyor ki Allah hiçbir peygambere dilediğine şefaat etme yetkisi vermemiş şefaat yetkisini sadece kendisine has kılmış ve şefaatten faydalanmanın şartını sadece Allah’a kul olma ve sadece ona dua ve niyaz edip sadece ondan medet umma sadece ondan istimdat dilemek olarak belirlemiştir. Bu durumda bizlere düşen “şefaat ya resulellah!” şeklindeki ezberimizi bozmak olmalı duayı sadece yüce Allah’a has kılmalıyız. İnancımızı ve davranışlarımızı Allah’ın ayetlerine istinaden ortaya koymalıyız. Aksi takdirde Peygamberimizin şefaatine değil şikâyetine muhatap olacağımız Kur’an’ın kesin hükmüdür. O Kur’an ki Allah’ın sözüdür. Allah’ın sözünün üstünde söz mü var? O kur’an ki Allah’tan aldığını iletme noktasında peygamberin sözüdür. Peygamberin tebliğ ettiği sözden öte söz mü var?  Şüphesiz bu Kur’an en sağlam olana iletir. Uygun davranışlarda bulunan müminlere ise müjde verir; onlar için büyük bir ecir vardır.[24] İşte bu Kur’an diyor ki O gün peygamber kavmini (ümmetini) Allah’a şikâyet edecektir. Tüm bu ayetlere rağmen hala “şefaat ya resulellah” diyenler huzurda şefaat değil şikâyet bulacaklardır. Bu hitap Allah’ın ayetlerini anlamak ve hayatın rehberi edinmek noktasında gayret edenlere değil kur’an’ı anlaşılmaz bir kitap edinip birilerinin peşine takılanlara olacaktır. İşte size ayet: Peygamber buyurur ki: Ya Rabbi! Benim kavmim bu Kur’an’ı terkedilmiş bir hale koydular.[25]


[1] Yunus, 18
[2] Fatiha,5
[3] İsra, 36
[4] Neml, 64; Müminun, 117
[5] Fatiha,5
[6] Müminun, 117
[7] Bakara, 48
[8] Bakara, 123
[9] Bakara, 254
[10] Bakara, 255
[11] Zümer, 44
[12] Enam, 51
[13] Enam, 70
[14] Enam, 40
[15] Enam, 56
[16] Araf, 37
[17] Araf, 194
[18] Nisa, 48
[19] Nisa 116
[20] Meryem, 87
[21] Zuhruf, 86
[22] Necm, 26
[23] Enbiya, 25-28
[24] İsra, 9
[25] Furkan, 30

Hiç yorum yok: