4 Temmuz 2015 Cumartesi

Kur'an Allah Resulünün Beyanıdır

KUR’AN’IN BEYANI RESULULAH’IN TEBLİĞİDİR BEYAN TEBLİĞDEN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİLDİR ZİRA KUR’AN’IN KENDİSİ BEYANDIR Özellikle Arapça bilen ve Resule Kur’an dışı beyan ihdas edenler bu ayetlerin metnine iyi baksınlar! Maide 99- مَّا عَلَى الرَّسُولِ إِلاَّ الْبَلاَغُ وَاللّهُ يَعْلَمُ مَا تُبْدُونَ وَمَا تَكْتُمُونَ RESULÜN GÖREVİ ANCAK TEBLİĞDİR KUR’AN’IN BEYANI RESULULAH’IN TEBLİĞİDİR 3/138 هَٰذَا بَيَانٌ لِلنَّاسِ وَهُدًى وَمَوْعِظَةٌ لِلْمُتَّقِينَ Kur’an’ın kendisi beyandır. 75/19 ثُمَّ إِنَّ عَلَيْنَا بَيَانَهُ Beyanı yapan Allah’tır resul beyanı tebliğ eden olarak beyan edendir. 2/118 وَقَالَ الَّذِينَ لَا يَعْلَمُونَ لَوْلَا يُكَلِّمُنَا اللَّهُ أَوْ تَأْتِينَا آيَةٌ ۗ كَذَٰلِكَ قَالَ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ مِثْلَ قَوْلِهِمْ ۘ تَشَابَهَتْ قُلُوبُهُمْ ۗ قَدْ بَيَّنَّا الْآيَاتِ لِقَوْمٍ يُوقِنُونَ Kesin kanaate ulaşmak isteyenler için ayetleri beyan eden Allah’ın kendisidir. Resul tebliğci olarak beyan etmiş olmaktadır. 2/159 إِنَّ الَّذِينَ يَكْتُمُونَ مَا أَنْزَلْنَا مِنَ الْبَيِّنَاتِ وَالْهُدَىٰ مِنْ بَعْدِ مَا بَيَّنَّاهُ لِلنَّاسِ فِي الْكِتَابِ ۙ أُولَٰئِكَ يَلْعَنُهُمُ اللَّهُ وَيَلْعَنُهُمُ اللَّاعِنُونَ Kitapta Kur’an’ı insanlara apaçık beyan eden Allah’tır. Resulün görevi ancak tebliğ olduğundan bu beyanı tebliğ etmesi aynı zamanda Kur’an’ı beyan etmesidir. 2/187 أُحِلَّ لَكُمْ لَيْلَةَ الصِّيَامِ الرَّفَثُ إِلَىٰ نِسَائِكُمْ ۚ هُنَّ لِبَاسٌ لَكُمْ وَأَنْتُمْ لِبَاسٌ لَهُنَّ ۗ عَلِمَ اللَّهُ أَنَّكُمْ كُنْتُمْ تَخْتَانُونَ أَنْفُسَكُمْ فَتَابَ عَلَيْكُمْ وَعَفَا عَنْكُمْ ۖ فَالْآنَ بَاشِرُوهُنَّ وَابْتَغُوا مَا كَتَبَ اللَّهُ لَكُمْ ۚ وَكُلُوا وَاشْرَبُوا حَتَّىٰ يَتَبَيَّنَ لَكُمُ الْخَيْطُ الْأَبْيَضُ مِنَ الْخَيْطِ الْأَسْوَدِ مِنَ الْفَجْرِ ۖ ثُمَّ أَتِمُّوا الصِّيَامَ إِلَى اللَّيْلِ ۚ وَلَا تُبَاشِرُوهُنَّ وَأَنْتُمْ عَاكِفُونَ فِي الْمَسَاجِدِ ۗ تِلْكَ حُدُودُ اللَّهِ فَلَا تَقْرَبُوهَا ۗ كَذَٰلِكَ يُبَيِّنُ اللَّهُ آيَاتِهِ لِلنَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَتَّقُونَ Sorumlu davranma niyeti taşıyanlar için ayetleri apaçık beyan eden Allah’tır. Resul tebliğci olarak beyan etmiş olmaktadır. 2/219 يَسْأَلُونَكَ عَنِ الْخَمْرِ وَالْمَيْسِرِ ۖ قُلْ فِيهِمَا إِثْمٌ كَبِيرٌ وَمَنَافِعُ لِلنَّاسِ وَإِثْمُهُمَا أَكْبَرُ مِنْ نَفْعِهِمَا ۗ وَيَسْأَلُونَكَ مَاذَا يُنْفِقُونَ قُلِ الْعَفْوَ ۗ كَذَٰلِكَ يُبَيِّنُ اللَّهُ لَكُمُ الْآيَاتِ لَعَلَّكُمْ تَتَفَكَّرُونَ Tefekkür edecek olanlar için Kur’an’ı beyan eden Allah’tır. Resul beyanı tebliğ ettiğinden aynı zamanda beyan eden olmaktadır. 2/221 وَلَا تَنْكِحُوا الْمُشْرِكَاتِ حَتَّىٰ يُؤْمِنَّ ۚ وَلَأَمَةٌ مُؤْمِنَةٌ خَيْرٌ مِنْ مُشْرِكَةٍ وَلَوْ أَعْجَبَتْكُمْ ۗ وَلَا تُنْكِحُوا الْمُشْرِكِينَ حَتَّىٰ يُؤْمِنُوا ۚ وَلَعَبْدٌ مُؤْمِنٌ خَيْرٌ مِنْ مُشْرِكٍ وَلَوْ أَعْجَبَكُمْ ۗ أُولَٰئِكَ يَدْعُونَ إِلَى النَّارِ ۖ وَاللَّهُ يَدْعُو إِلَى الْجَنَّةِ وَالْمَغْفِرَةِ بِإِذْنِهِ ۖ وَيُبَيِّنُ آيَاتِهِ لِلنَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَتَذَكَّرُونَ Düşünecek olanlar için ayetleri beyan eden Allah’tır. Beyan olan ayetleri tebliğ eden resul beyan edici olmaktadır. 2/230 فَإِنْ طَلَّقَهَا فَلَا تَحِلُّ لَهُ مِنْ بَعْدُ حَتَّىٰ تَنْكِحَ زَوْجًا غَيْرَهُ ۗ فَإِنْ طَلَّقَهَا فَلَا جُنَاحَ عَلَيْهِمَا أَنْ يَتَرَاجَعَا إِنْ ظَنَّا أَنْ يُقِيمَا حُدُودَ اللَّهِ ۗ وَتِلْكَ حُدُودُ اللَّهِ يُبَيِّنُهَا لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ anlama niyeti taşıyanlar için ayetleri beyan eden Allah’tır. Resul beyan olan ayetleri tebliğ ederek beyan edici olmaktadır. 2/242 كَذَٰلِكَ يُبَيِّنُ اللَّهُ لَكُمْ آيَاتِهِ لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ Kur’an’ı beyan eden Allah’tır resul beyanı tebliğ edendir. 2/266 أَيَوَدُّ أَحَدُكُمْ أَنْ تَكُونَ لَهُ جَنَّةٌ مِنْ نَخِيلٍ وَأَعْنَابٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ لَهُ فِيهَا مِنْ كُلِّ الثَّمَرَاتِ وَأَصَابَهُ الْكِبَرُ وَلَهُ ذُرِّيَّةٌ ضُعَفَاءُ فَأَصَابَهَا إِعْصَارٌ فِيهِ نَارٌ فَاحْتَرَقَتْ ۗ كَذَٰلِكَ يُبَيِّنُ اللَّهُ لَكُمُ الْآيَاتِ لَعَلَّكُمْ تَتَفَكَّرُونَ Tefekkür edecek olanlar için ayetleri beyan eden Allah’tır. İlginç olan ise tefekkür etmeyenlerin resulün beyan görevi var deyip rivayetlere tutunmalarıdır. 3/103 وَاعْتَصِمُوا بِحَبْلِ اللَّهِ جَمِيعًا وَلَا تَفَرَّقُوا ۚ وَاذْكُرُوا نِعْمَتَ اللَّهِ عَلَيْكُمْ إِذْ كُنْتُمْ أَعْدَاءً فَأَلَّفَ بَيْنَ قُلُوبِكُمْ فَأَصْبَحْتُمْ بِنِعْمَتِهِ إِخْوَانًا وَكُنْتُمْ عَلَىٰ شَفَا حُفْرَةٍ مِنَ النَّارِ فَأَنْقَذَكُمْ مِنْهَا ۗ كَذَٰلِكَ يُبَيِّنُ اللَّهُ لَكُمْ آيَاتِهِ لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ Doğruyu bulmak isteyenler için ayetleri beyan eden Allah’tır. İlginç olan şu ki insanlar Doğruyu Kur’an’da yeterince bulamadıklarını iddia ederek Kur2an dışı kaynaklarda resul arıyorlar. 3/118 يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَتَّخِذُوا بِطَانَةً مِنْ دُونِكُمْ لَا يَأْلُونَكُمْ خَبَالًا وَدُّوا مَا عَنِتُّمْ قَدْ بَدَتِ الْبَغْضَاءُ مِنْ أَفْوَاهِهِمْ وَمَا تُخْفِي صُدُورُهُمْ أَكْبَرُ ۚ قَدْ بَيَّنَّا لَكُمُ الْآيَاتِ ۖ إِنْ كُنْتُمْ تَعْقِلُونَ Aklımızı kullanalım diye ayetleri beyan eden Allah’tır. İlginç olan şu ki aklını kullanmayanlar başka kaynaklarda başkalarının akıllarını aramaktadırlar. 3/187 وَإِذْ أَخَذَ اللَّهُ مِيثَاقَ الَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ لَتُبَيِّنُنَّهُ لِلنَّاسِ وَلَا تَكْتُمُونَهُ فَنَبَذُوهُ وَرَاءَ ظُهُورِهِمْ وَاشْتَرَوْا بِهِ ثَمَنًا قَلِيلًا ۖ فَبِئْسَ مَا يَشْتَرُونَ Allah bu ayette vahiyle buluşmuş olanlardan da ayetleri beyan etmeleri noktasında söz aldığını bildiriyor. Resulün beyanını Kur’an’dan başka bir şey anlayanlar bizlerin beyanını Kur’an’dan başka bir şey anlayıp uyulması gereken Kur2an dışı bir ölç daha ihdas etmek gerektiğini mi düşünüyorlar? 4/26 يُرِيدُ اللَّهُ لِيُبَيِّنَ لَكُمْ وَيَهْدِيَكُمْ سُنَنَ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِكُمْ وَيَتُوبَ عَلَيْكُمْ ۗ وَاللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ Bize ayetleri beyan etme yönünde irade ortaya koyan Allah’tır. Bazılarına Allah’ın beyanı yeterli olmuyor mu? 4/176 يَسْتَفْتُونَكَ قُلِ اللَّهُ يُفْتِيكُمْ فِي الْكَلَالَةِ ۚ إِنِ امْرُؤٌ هَلَكَ لَيْسَ لَهُ وَلَدٌ وَلَهُ أُخْتٌ فَلَهَا نِصْفُ مَا تَرَكَ ۚ وَهُوَ يَرِثُهَا إِنْ لَمْ يَكُنْ لَهَا وَلَدٌ ۚ فَإِنْ كَانَتَا اثْنَتَيْنِ فَلَهُمَا الثُّلُثَانِ مِمَّا تَرَكَ ۚ وَإِنْ كَانُوا إِخْوَةً رِجَالًا وَنِسَاءً فَلِلذَّكَرِ مِثْلُ حَظِّ الْأُنْثَيَيْنِ ۗ يُبَيِّنُ اللَّهُ لَكُمْ أَنْ تَضِلُّوا ۗ وَاللَّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ Yanlışa saplanmayalım diye ayetleri beyan eden her şeyi hakkıyla bilen Allah’tır. Kur’an dışında beyan arayanlar ne yapmak istiyorlar? 5/15 يَا أَهْلَ الْكِتَابِ قَدْ جَاءَكُمْ رَسُولُنَا يُبَيِّنُ لَكُمْ كَثِيرًا مِمَّا كُنْتُمْ تُخْفُونَ مِنَ الْكِتَابِ وَيَعْفُو عَنْ كَثِيرٍ ۚ قَدْ جَاءَكُمْ مِنَ اللَّهِ نُورٌ وَكِتَابٌ مُبِينٌ Tüm resuller tebliğ ederek beyan etmiş olmaktadırlar. 5/19 يَا أَهْلَ الْكِتَابِ قَدْ جَاءَكُمْ رَسُولُنَا يُبَيِّنُ لَكُمْ عَلَىٰ فَتْرَةٍ مِنَ الرُّسُلِ أَنْ تَقُولُوا مَا جَاءَنَا مِنْ بَشِيرٍ وَلَا نَذِيرٍ ۖ فَقَدْ جَاءَكُمْ بَشِيرٌ وَنَذِيرٌ ۗ وَاللَّهُ عَلَىٰ كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ Resul Kur’an’ı tebliğ ederek beyan etmiş olmaktadır. 5/75 مَا الْمَسِيحُ ابْنُ مَرْيَمَ إِلَّا رَسُولٌ قَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلِهِ الرُّسُلُ وَأُمُّهُ صِدِّيقَةٌ ۖ كَانَا يَأْكُلَانِ الطَّعَامَ ۗ انْظُرْ كَيْفَ نُبَيِّنُ لَهُمُ الْآيَاتِ ثُمَّ انْظُرْ أَنَّىٰ يُؤْفَكُونَ Allah ayetleri beyan ediyor ama nasılsa bazıları yine de yanlışa sürükleniyorlar. 5/89 لَا يُؤَاخِذُكُمُ اللَّهُ بِاللَّغْوِ فِي أَيْمَانِكُمْ وَلَٰكِنْ يُؤَاخِذُكُمْ بِمَا عَقَّدْتُمُ الْأَيْمَانَ ۖ فَكَفَّارَتُهُ إِطْعَامُ عَشَرَةِ مَسَاكِينَ مِنْ أَوْسَطِ مَا تُطْعِمُونَ أَهْلِيكُمْ أَوْ كِسْوَتُهُمْ أَوْ تَحْرِيرُ رَقَبَةٍ ۖ فَمَنْ لَمْ يَجِدْ فَصِيَامُ ثَلَاثَةِ أَيَّامٍ ۚ ذَٰلِكَ كَفَّارَةُ أَيْمَانِكُمْ إِذَا حَلَفْتُمْ ۚ وَاحْفَظُوا أَيْمَانَكُمْ ۚ كَذَٰلِكَ يُبَيِّنُ اللَّهُ لَكُمْ آيَاتِهِ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ Şükredecek olanlar için yani Allah’a hakkıyla kul olacaklar için ayetleri beyan eden Allah’tır. Nedense bazıları ayetin kendi beyanını yeterli göremiyorlar. 6/105 وَكَذَٰلِكَ نُصَرِّفُ الْآيَاتِ وَلِيَقُولُوا دَرَسْتَ وَلِنُبَيِّنَهُ لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ Anlamak isteyenler için ayetleri türlü türlü ifade eden ve beyan buyuran Allah’tır. Nedense bazıları yeterli görmüyorlar. 9/115 وَمَا كَانَ اللَّهُ لِيُضِلَّ قَوْمًا بَعْدَ إِذْ هَدَاهُمْ حَتَّىٰ يُبَيِّنَ لَهُمْ مَا يَتَّقُونَ ۚ إِنَّ اللَّهَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ Sorumlu davranacak olanlar için ayetleri beyan eden Allah’tır. Nedense bazıları sorumluluklarını başka kitaplarda ya da geleneklerde arıyorlar. 14/4 وَمَا أَرْسَلْنَا مِنْ رَسُولٍ إِلَّا بِلِسَانِ قَوْمِهِ لِيُبَيِّنَ لَهُمْ ۖ فَيُضِلُّ اللَّهُ مَنْ يَشَاءُ وَيَهْدِي مَنْ يَشَاءُ ۚ وَهُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ Allah her resul kendi kavminin dili ile göndermiştir ki tebliğ ettiği ayetler kavmine apaçık beyan olsun. Ama nedense bazıları beyan olan ayetlerin ayrıca beyanını arıyorlar…. …………………………………………………………………………………………… 16/44 بِالْبَيِّنَاتِ وَالزُّبُرِ ۗ وَأَنْزَلْنَا إِلَيْكَ الذِّكْرَ لِتُبَيِّنَ لِلنَّاسِ مَا نُزِّلَ إِلَيْهِمْ وَلَعَلَّهُمْ يَتَفَكَّرُونَ Allah öğüdü yani Kur’an’ı insanlara indirileni yani kur’an’ı beyan etsin diye indirmiştir. Resul insanlara tebliğ ettiği ayetlerin beyanı olan Kur2an’ın tebliğcisi olarak Kur’an’ın beyan edenidir ama nedense bazıları resulün beyanını Kur’an’dan başka yerde arıyorlar. Oysa bu ayette insanlara indirilmiş olanın (Kur’an’ın) beyan edilmesi için indirilmiş olan hadis değildir bizzat Kur’an’ın kendisidir. Yani Kur’an Kur’an’ı beyan eder. Kur’an’ı tebliğ eden bu durumda Kur’an’ı beyan etmiş olmaktadır. 16/64 وَمَا أَنْزَلْنَا عَلَيْكَ الْكِتَابَ إِلَّا لِتُبَيِّنَ لَهُمُ الَّذِي اخْتَلَفُوا فِيهِ ۙ وَهُدًى وَرَحْمَةً لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ Allah Kur’an’ı ayrılığa düşülen konuların beyanı olsun bir hidayet olsun inanacak olanlar için bir rahmet olsun diye indirmişken nedense bazıları beyan edici olarak indirilen Kur’an’ı resulün beyanı olarak görmeyip rivayetlerde geleneklerde beyan arıyorlar resul arıyorlar. Gerçekten çok ilginç! Bu da bize gösteriyor ki Müslümanlar Kur’an’ı anlayarak bir defa olsun okumamışlar. Önce dini başka kaynaklardan iman ediniyorlar sonra da Kur’an’ı o imanlarına göre yoruyorlar. Zaten İlahiyat fakültelerinde yapılan bu değil mi. Önce bir takım fikirler anlayışlar usuller alet ilmi diye öğrencilere veriliyor. Sonra da renkli camlı gözlük takılan öğrenciden dünyayı gerçek rengi ile görmesi isteniyor…. ………………………………………………………………………………………… 24/18 وَيُبَيِّنُ اللَّهُ لَكُمُ الْآيَاتِ ۚ وَاللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ AYETLERİ BİZE BEYAN EDEN ALLAH’TIR. Allah hakkıyla bilendir ve en doğru hükmü ortaya koyandır. 24/58 يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لِيَسْتَأْذِنْكُمُ الَّذِينَ مَلَكَتْ أَيْمَانُكُمْ وَالَّذِينَ لَمْ يَبْلُغُوا الْحُلُمَ مِنْكُمْ ثَلَاثَ مَرَّاتٍ ۚ مِنْ قَبْلِ صَلَاةِ الْفَجْرِ وَحِينَ تَضَعُونَ ثِيَابَكُمْ مِنَ الظَّهِيرَةِ وَمِنْ بَعْدِ صَلَاةِ الْعِشَاءِ ۚ ثَلَاثُ عَوْرَاتٍ لَكُمْ ۚ لَيْسَ عَلَيْكُمْ وَلَا عَلَيْهِمْ جُنَاحٌ بَعْدَهُنَّ ۚ طَوَّافُونَ عَلَيْكُمْ بَعْضُكُمْ عَلَىٰ بَعْضٍ ۚ كَذَٰلِكَ يُبَيِّنُ اللَّهُ لَكُمُ الْآيَاتِ ۗ وَاللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ Ayetleri beyan eden Allah’tır resulün Allah’ın beyanını tebliği beyandır ama nedense bazıları bu beyanı yeterli görmeyip rivayetlerde geleneklerde resul arıyorlar beyan arıyorlar. 24/59 وَإِذَا بَلَغَ الْأَطْفَالُ مِنكُمُ الْحُلُمَ فَلْيَسْتَأْذِنُوا كَمَا اسْتَأْذَنَ الَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ كَذَلِكَ يُبَيِّنُ اللَّهُ لَكُمْ آيَاتِهِ وَاللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ Ayetleri beyan eden Allah’tır resul beyanı tebliğ eden olarak beyan etmiş olmaktadır. Ama nedense bazılarına beyan edilmiş olan ayetler yetmiyor başka yerlerde beyan arıyorlar. 24/61 لَيْسَ عَلَى الْأَعْمَىٰ حَرَجٌ وَلَا عَلَى الْأَعْرَجِ حَرَجٌ وَلَا عَلَى الْمَرِيضِ حَرَجٌ وَلَا عَلَىٰ أَنْفُسِكُمْ أَنْ تَأْكُلُوا مِنْ بُيُوتِكُمْ أَوْ بُيُوتِ آبَائِكُمْ أَوْ بُيُوتِ أُمَّهَاتِكُمْ أَوْ بُيُوتِ إِخْوَانِكُمْ أَوْ بُيُوتِ أَخَوَاتِكُمْ أَوْ بُيُوتِ أَعْمَامِكُمْ أَوْ بُيُوتِ عَمَّاتِكُمْ أَوْ بُيُوتِ أَخْوَالِكُمْ أَوْ بُيُوتِ خَالَاتِكُمْ أَوْ مَا مَلَكْتُمْ مَفَاتِحَهُ أَوْ صَدِيقِكُمْ ۚ لَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ أَنْ تَأْكُلُوا جَمِيعًا أَوْ أَشْتَاتًا ۚ فَإِذَا دَخَلْتُمْ بُيُوتًا فَسَلِّمُوا عَلَىٰ أَنْفُسِكُمْ تَحِيَّةً مِنْ عِنْدِ اللَّهِ مُبَارَكَةً طَيِّبَةً ۚ كَذَٰلِكَ يُبَيِّنُ اللَّهُ لَكُمُ الْآيَاتِ لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ Aklını kullanacaklar için Kur’an’ı beyan eden Allah’tır. Bu beyanı tebliğ eden resulullahtır. 57/17 اعْلَمُوا أَنَّ اللَّهَ يُحْيِي الْأَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا ۚ قَدْ بَيَّنَّا لَكُمُ الْآيَاتِ لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ Aklını kullanacaklar için ayetleri açık açık beyan eden Allah’tır nedense bazılarına yetmiyor da atalarının açıklamalarını(!) resulün açıklaması ediniyorlar. 2/99 وَلَقَدْ أَنْزَلْنَا إِلَيْكَ آيَاتٍ بَيِّنَاتٍ ۖ وَمَا يَكْفُرُ بِهَا إِلَّا الْفَاسِقُونَ Kur’an ayatun beyyinatun dur. Yani Kur’an’ın kendisi apaçıktır kendisi beyandır… 22/16 وَكَذَٰلِكَ أَنْزَلْنَاهُ آيَاتٍ بَيِّنَاتٍ وَأَنَّ اللَّهَ يَهْدِي مَنْ يُرِيدُ Allah apaçık beyan olan ayetler indirmiştir. Allah hidayetten yana iradesini koyanlara hidayet buyurur.

25 Mayıs 2014 Pazar

NİSA SURESİ 11 VE 12. AYETLERE GÖRE MİRAS PAYLAŞIMI

Ben nisa 11. ayette ortaya konan çocukların erkekli dişili bulunma durumlarına göre miras paylaşımının bir de şu şekilde düşünülmesini arzu ediyorum. Anladığıma göre kız ve erkek çocuklar arasındaki paylaşım ayet doğru anlaşılamadığı için doğru yapılamıyor. Şöyle ki: 11-Allah çocuklarınız hakkında size erkek için iki kız payı kadar tavsiye eder. Eğer kızlar ikinin üzerinde olursalar terekenin üçte ikisi onlarındır. Eğer bir kız olursa terekenin yarısı onundur.Bu ayette mutlak anlamda erkeğin iki kız kadar alacağı anlaşılmıştır. Oysa ayeti dikkatle incelersek 1-”Eğer kızlar ikinin üzerinde olursalar” ifadesinden sadece evlat olarak kızlar bulunur ve ikiden fazla olursalar gibi bir anlam çıkarırsak o zaman ayette ikinin üzerindeki kız evladın ve bir kız evladın hisseleri belirtilmiş ama iki kız evladın hissesi belirtilmemiş olur. Bu bakımdan sadece evlat olarak kızlar bulunur ve sayıları ikinin üzerinde olursa anlamı yanlıştır. Çünkü erkek evlat olmadan 1 kız olursa onun hissesi belirtilmiş olur, erkek olmadan ikiden fazla kız olursa onların hisseleri belirtilmiş olur ama erkek olmadan tam iki kız olursa onların hisseleri belirtilmemiş olur. Bu bakımdan geleneksel yorumlarda iki kız evladın durumu da ikiden fazla kızlar gibi yorumlanıp hisseleri ona göre belirlenmiştir. Ama bu durumda biz ayette olmayan hususu kendimiz belirlemiş oluruz ki buna hakkımız yok. 2-”Eğer kızlar ikinin üzerinde olursalar” ifadesinde kızlı erkekli evlatlar olur ve kızlar ikiden fazla olursalar diye anlarsak devamındaki “terekenin üçte ikisi onlarındır” ifadesi gereği erkekler kızlardan az alma konumuna düşecek ve oran bozulacaktır. Bu durumda hisseler kızlı erkekli evlatlar olarak diye de anlasak sadece kızlardan oluşan evlatlar diye de anlasak uygulanamaz bir hal alacaktır. Bu durumda ayetin kastının erkek kız sayısı oranı olduğunu düşünüyorum. Sizden ricam hemen reddetmeden önce olabilir mi diye ayeti bir daha incelemenizdir inşaallah. Ayet şöyledir:11-Allah çocuklarınız hakkında size erkek için iki kız payı kadar tavsiye eder. Eğer kızlar ikinin üzerinde olursalar terekenin üçte ikisi onlarındır. Eğer bir kız olursa terekenin yarısı onundur.Bu çeviri benim çevirim olup burada evlatlar sadece kız olursa ve ikinin üzerinde olursalar algısının doğru olmadığını düşünüyorum. Benim anladığıma göre Allah mirası erkek kız oranına göre paylaştırıyor.Şöyle ki eğer kızların oranı bir erkeğe iki kız şeklindeyse yani 1/2 2/4 3/6 4/8 şeklinde ise miras ikiye bölünür ve yarısı iki kız oranına yarısı bir erkek oranına gider. Eğer kızların oranı ikinin üzerindeyse yani bir erkeğe 3 kız ya da daha yukarısı düşüyorsa miras üçe bölünür ve üçte ikisi ikinin üzerindeki kız oranına üçte biri ise bir oranındaki erkeğe düşer. Eğer ki bir kıza bir erkek düşüyorsa örneğin 4 erkek 4 kız varsa o zaman bire bir paylaşırlar.Bu benim ulaştığım bir kanaat olup paylaşmak istedim. Yanlış bir algıysa bana ait olur Ama bu tür bir algıda yukarıda geçen iki farklı anlama çerçevesindeki iki problem de ortadan kalkmaktadır. Benim ayetleri bütüncül düşündüğüm zaman miras paylaşımında gördüğüm sıralama şöyledir:1-Borç/vasiyet ödenir2-Ölenin eşi hissesini alır.3-Anne baba ölenin çocuklarının olup olmaması durumuna göre hisselerini alırlar4- Çocuklar orantısal olarak kalanı paylaşırlar.En doğrusunu Allah bilir… …………………………………………………………………………………………………. Nisa Suresi 11-Allah çocuklarınız hakkında size erkek için iki kız payı kadar tavsiye eder. Eğer kızlar ikinin üzerinde olursalar[5] terekenin üçte ikisi onlarındır. Eğer bir kız olursa[6] terekenin yarısı onundur.[7]Eğer miras bırakanın çocuğu varsa terekeden anne babanın her biri için altıda bir vardır.[8]Eğer miras bırakanın çocuğu yoksa ve anne babası ona mirasçı olmuşsa annesi için üçte bir vardır.[9] Eğer miras bırakanın kardeşleri de varsa annesi için altıda bir vardır.[10] Bu paylar miras bırakanın vasiyetinden ya da borcundan sonradır.[11]Babalarınızın ve çocuklarınızın fayda bakımından hangilerinin size daha yakın olduğunu bilemezsiniz. Allah tarafından böyle belirlenmiştir. Elbet Allah hakkıyla bilendir, en doğru kararı verendir. 12-Eğer çocuğu yoksa hanımlarınızın bıraktığı mirasın yarısı sizindir. Eğer çocukları varsa bıraktıkları mirasın dörtte biri sizindir. Bu paylar yaptıkları vasiyetten ya da borçtan sonradır. Eğer çocuğunuz yoksa bıraktığınız mirasın dörtte biri hanımlarınızındır. Eğer çocuğunuz varsa bıraktığınız mirasın sekizde biri hanımlarınızındır.[12] Bu paylar yaptığınız vasiyetten ya da borçtan sonradır. Bir erkeğe ya da bir kadına kelale[13] konumunda mirasçı olunursa miras bırakanın bir erkek kardeşi ya da bir kız kardeşi varsa onların her biri için altıda bir vardır. Eğer kardeşler bundan fazla olursalar zarara sebep olmaksızın üçte birde ortaktırlar.[14] Bu paylar miras bırakanın vasiyetinden ya da borcundan sonradır. Allah’tan bir vasiyet olarak böyledir. Allah hakkıyla bilendir, Makul muamele edendir. İLGİLİ DİPNOTLARA BAKMAK İÇİN sitemize bakınız http://www.kuraniklimi.orgfree.com ………………………………………………………………………………………………………………. Bu ayetleri dikkate aldığımızda buradaki hisselerin bütünden alınacak hisseler olmayıp mirasçıların birbirlerine nispetle alacakları hisseler olduklarını görürüz. 1-Öncelikle ölenin eşi ölenin çocuklarının olup olmamasına göre 12. Ayet gereği mirasın tamamından hisselerini alacaklardır. 2-Geriye kalan yeni bir bütün olarak değerlendirilecek ve ölünün annesi babası ölünün çocuklarının olup olmamasına göre 11. Ayet gereği hisselerini alacaklardır. 3-Geriye kalan yeni bir bütün olarak değerlendirilecek ve kız ve erkek çocukları birbirlerine nispetle 11. Ayet gereği hisselerini alacaklardır. 4-Ölenin çocuklarının bulunmaması durumunda kelale konumunda mirasçı olunacaktır. Kelale konumundaki mirasçılar kardeşlerdir. A-11 ve 12. Ayet bütünlüğü içersinde 11. Ayette ölenin kardeşlerinin olup olmamasına nispetle annenin hissesi bildirildiği için 12. Ayetteki kelale hisseleri anne baba ve kardeşlerin birlikte mirasçı olmaları durumunda geçerlidir. B-176. ayetteki kelale hisseleri ise annenin olmaması babanın olmaması ya da her ikisinin de olmaması durumunda kelale konumundaki kardeşlerin hisseleridir. …………………………………………………………………………………………………………… Buna göre Miras paylaşımı yapılırken: 1-ilk önce ölenin yapmış olduğu vasiyet gereği olan borçları ya da alacaklıların ispatlaması neticesi ortaya çıkan borçları ödenecektir. 2-Ölünün çocuklarının olup olmaması durumu dikkate alınarak 12. Ayette belirlenen eşin payına düşen kendisine verilecektir. 3-Bu işlemlerden sonra arda kalan mirastan ölünün çocuklarının olup olmaması durumu dikkate alınarak ölünün anne ve babası 11. Ayette kendileri için belirlenen paylarını alacaklardır. 4- Bu işlemlerden sonra arda kalan mirastan ölünün çocukları kızların erkeklere oranı dikkate alınarak mirası aralarında paylaşacaklardır. Bu paylaşımın esasları: 1- “Allah çocuklarınız hakkında size erkek için iki kız payı kadar tavsiye eder” ifadesi gereğince kız sayısı erkek sayısının bire bir olmasından fazla olup bire iki olması üst sınırına kadar çocuklara düşen miras ikiye bölünecek yarısı kızlar arasında eşit pay edilecek yarısı da erkekler arasında eşit pay edilecektir”. Örneğin: 1 erkek 2 kız olması durumunda 2 erkek 3 kız; 2 erkek 4 kız olması durumlarında 3 erkek 4 kız; 3 erkek 5 kız; 3 erkek 6 kız olması durumlarında 4 erkek 5 kız; 4 erkek 6 kız; 4 erkek 7 kız; 4 erkek 8 kız olması ve benzeri durumlarda Çocukların payına kalmış miras önce ikiye bölünecek sonra yarısı kızlar arasında eşit pay edilecek diğer yarısı da erkekler arasında eşit pay edilecektir. 2- “Eğer kızlar ikinin üzerinde olursalar terekenin üçte ikisi onlarındır” ifadesi gereğince kızların sayısı erkeklerin iki katından fazla ise o zaman çocuklara düşen miras üçe bölünecek ve üçte ikisi kızlar arasında eşit pay edilecek üçte biri erkekler arasında eşit pay edilecektir. Örneğin: 1 erkek 3 kız olması durumunda 2 erkek 5 kız veya 6 kız veya daha yukarısı olması durumunda 3 erkek 7 kız veya 8 kız veya 9 kız veya daha yukarısı olması durumunda 4 erkek 9 kız veya 10 kız veya 11 kız veya daha yukarısı olması ve benzeri durumlarda çocukların payına düşen miras önce üçe bölünecek. Üçte ikisi kızlar arasında eşit pay edilecek üçte biri de erkekler arasında eşit pay edilecektir. 3- “Eğer bir kız olursa terekenin yarısı onundur” ifadesi gereğince Eğer kızların sayısı erkeklere oranla en fazla bire bir ise o zaman çocuklara düşen miras erkekler ile kızlar arasında eşit pay edilecektir. Örneğin 1 erkek bir kız varsa yarı yarıya bölüşeceklerdir. 2 erkek 1 kız; 2erkek 2 kız 3 erkek 1 kız; 3 erkek 2 kız; 3 erkek 3 kız 4 erkek 1 kız; 4 erkek 2 kız; 4 erkek 3 kız; 4 erkek 4 kız olması ve benzeri durumlarda erkekler ile kızlar eşit hisse alacaklardır yani bir erkek ne kadar alıyorsa bir kızın payına da o kadar düşmüş olacaktır. ……………………………………………………………………………………………………………… 11. ayette ki erkek ve kız hisselerini neden oransal olarak anladık? GEREKÇELER: 1-Eğer ayeti erkekler bulunmaz ve sadece kızlar bulunursa diye çevirirsek arap dilini dikkate almamış oluruz. Zira FE İN KUNNE NİSAEN FEVKESNETEYNİ ifadesindeki KUNNE nin faili HUNNE dir. Yani sadece kızları kapsar. Bu durumda erkekler yoksa diye bir anlam çıkaramayız. Zira KIZLAR İKİNİN ÜZERİNDE KIZ OLURLARSA diye çevrilmek zorundadır. ÇOCUKLAR İKİNİN ÜZERİNDE KIZ OLURLARSA diye çevirebilmek için kullanılan fiilin kızlara değil çocuklara karşılık gelmesi yani hem erkek hem de kız çocukları kapsayıcı bir kelime olması gerekmektedir. ÇOCUKLAR İKİNİN ÜZERİNDE KIZ OLURLARSA şeklinde çevirebileceğimiz ifade FE İN KANU NİSAEN FEVKESNETEYNİ ifadesidir. Bu bakımdan ayetin eğer hiç erkek yok ve sadece kızlar varsa ve sayıları ikinin üzerindeyse çevirisini yapmak ya Arapça bilmemektir ya da ayeti bilinçli olarak çarpıtmaktır. Ayrıca böyle bir paylaşımda üçte ikisini kızlara verdikten sonra üçte bir nereye gidecektir. Bunun da cevabı yoktur. Neden erkek çocuk bulunmadığı halde kızlar yine de çocuklara düşen mirası tam alamayacaklardır. Bu açıklanabilirliği olmayan bir durumdur. 2-Hem kızların hem de erkeklerin olması durumunda kızların sayısı ikiden fazla olunca üçte ikisi onlara verileceği için 3 kıza 10 erkek olduğunu düşünürsek 3 kız üçte ikisini 10 erkek üçte birini almış olacaktır ki bu ayetin bütünlüğüne tamamen aykırıdır. 3-Sayıları oran olarak almazsak ayette kızların sayısı ikiden fazla olursa ne kadar alacakları vardır. Kızların sayısı bir olursa ne kadar alacakları vardır. Ama kızların sayısı iki olursa ne kadar alacakları yoktur. Hâlbuki yukarda izah edildiği üzere bu sayılar kızların erkeklere oranı olarak sunulmuştur ve kızların oranı olarak iki olmaları en başta söylenmiştir. …………………………………………………………………………………………………………….. 12. ve 176. Ayetlerde zahiren çelişki gibi gözüken ve bu çelişkiyi gidermek için kafadan uydurulan ana bir baba bir kardeşler meselesine gelince ayette olmayanı ayete söyletmek doğru bir yaklaşım değildir. Bize göre 11 ve 12. Ayetler bir paragraf bütünlüğü oluşturduğundan 12. Ayetteki kardeşlerin hisseleri anne ve babanın da mirasçı olması durumuyla ilgili olup 176. Ayette anne yahut baba ya da her ikisi de olmadan sadece kardeşlerin mirasçı olmasıyla ilgilidir. EN DOĞRUSUNU YÜCE RABBİM BİLİR. http://www.youtube.com/watch?v=mdjQOBx2ooE

Nisa 11 12

17 Şubat 2013 Pazar

Ön Yargıların Anlamaya Perde olması (Zuhruf 86 Örneği)

Eğer bir takım ezberlerle yola çıkılırsa bu yolda ezberleri onaylatmaktan öte bir şey üretilemez. Zira kişi peşin kabulleri doğrultusunda kendisine yön vermiş olur. Bu durumda gerçeği görmez, göremez.   Kur’an’ı Kur’an’dan okuyan ve Allah’ın tevilini dikkate alan birisi olarak yaptığım çalışmalar neticesinde birçok mealin adeta birbirinden üretilmiş olduğuna şahit oldum. Bu, benim için üzücüydü. Meallerde, önceden edinilmiş bir usulün bulunmasının ve Kur’an’ın kendisini açıklama noktasında ortaya koyduğu usulün görülememesinin bu noktada etken olduğunu düşünmekteyiz.       Bu durumu bir ayet örneğiyle açıklamadan önce kur’an’ı anlamanın usulünün ne olması gerektiği konusunda Kur’an’a kulak verelim. Kur’an diyor ki Sözün sahibi Allah olduğu için sözün hakiki anlamını ortaya koymak Allah’ın yetkisindedir. Sözü kendileri açıklamaya kalkışanlara Allah meydan okuyor ve sözün tevilini sadece kendisinin yapabileceğini bildiriyor. Ali İmran 7. ayette Allah, Necranlı Hıristiyanların ayetleri kendi ön kabulleri doğrultusunda eğip bükmeleri karşısında Kur’an’ı indirenin Allah olduğunu dolayısıyla açıklama yetkisinin de kendisine ait olduğunu vurguluyor. Kalplerinde eğrilik olanların art niyetle ve açıklamayı kendileri yapmak üzere ayetlere yöneldiklerini beyan ediyor. Ayetleri, “hâkim kılınmış ayetler” ve “farklı anlamlara müsait ayetler” olarak sınıflandırıyor. Ayetlerin, hâkim kılınmış ayetlere aykırı bir şekilde yorumlanmamasını tembihliyor. Sözün sahibi Allah olduğu için sözün hakiki anlamını ortaya koymanın (tevilin) Allah’ın yetkisinde olduğunu vurguluyor. Vahyin ortaya koyduğu hakikat bilgisinde Rabbin maksadını araştırıp tespit edenler biz buna inandık der buyuruyor. Gerçi yaygın görüşe göre Ali İmran 7. ayet Kur’an’daki bazı ayetlerin Allah’tan başkası tarafından anlaşılamayacağı şeklinde yorumlanmıştır. Bir başka yoruma göre ise “derinleşmiş âlimler de anlayabilirler” denerek âlimlere de tevil yetkisi verilmiştir. Oysa bizlere düşen tevil yapmak değil Allah’ın tevilini bulup ona uymaktır. Biz burada bu ayetin bize göre doğru anlamını vermekle yetineceğiz.   “Kitabı sana indiren odur. Onda hâkim kılınmış ayetler vardır. Onlar kitabın esasıdır. Diğerleri ise benzeşiklik arz edenlerdir. Kalplerinde eğrilik olanlar benzeşikliği olanlara fitne çıkarmak ve onun hakiki anlamını ortaya koymak arzusuyla yönelirler.  Oysa Onun hakiki anlamını ortaya koymayı sadece Allah bilir. İlimde yerini araştırıp bulanlar[1] ‘biz ona inandık hepsi Rabbimizin katındandır’ derler. Yalnızca ön yargıdan arınmış olanlar hakkıyla düşünebilir”.[2]   Tevil ve açıklama yetkisinin sadece Allah’a ait olduğunu ve inananların Allah’ın bu tevilini araştırıp bulmakla yükümlü olduklarını ortaya koyan bir diğer ayet ise Hud suresindeki ayetlerdir.   “Elif, Lâm, Râ; Öyle bir kitap ki, ayetleri hâkim kılınmış sonra en doğru kararı veren ve her şeyden haberdar olan tarafından ayrıntısıyla açıklanmıştır. Yalnızca Allah’a kul olasınız diye! Ben ise O’ndan yana sizin için bir uyarıcıyım, bir müjdeciyim”.[3]   Bu usul dâhilinde Kur’an’ı okuduğumuzda Rabbimizin mesajını anlamamız mümkün olacaktır. Aksi takdirde kendimizi kandırmaktan öte bir şey yapmış olmayız.  Zuhruf süresi 86. ayeti okuduğumuzda Arap dili kurallarına ve Arap dili sözlüğünün ortaya koyduğu anlamlara uygun, Kur’an’ın bütünlüğü ile örtüşen bir anlama ulaştığımızı düşünüyoruz. Ama meallerde anlamın çok farklı sunulduğunu görmekteyiz. Ayette dua etmek anlamına gelen (dea yed’u) fiili kullanılmasına rağmen meallerin çoğu ibadet etmek anlamına gelen (Abede yabudu) şeklinde çevirmişler. Dua etmek anlamında çevirenler ise fiilin faili ile mefulünün yerini değiştirerek anlamı Türkçemize taşımışlar. Bu durumda ayet anlaşılamaz bir hal almış. Burada resmî bir kurum olması bağlamında öncelikle diyanetin mealini verelim sonra da ayetin bize göre doğru anlamını ortaya koyalım. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın resmi mealine göre ayet şöyle demektedir.   “O’nu bırakıp taptıkları şeyler şefaat edemezler. Ancak bilerek hakka şahitlik edenler şefaat edebilirler”.[4]   Bize göre ayetin doğru meali şöyle olmalıdır. “O’nun dışındakine dua edenler şefaat elde edemezler. Sadece bilerek hakka şahit olanlar şefaatten nasiplenebilirler”.[5]   Bu ayette Allah’ın yetkisinde olan şefaatten sadece bilinçli olarak hakka şahit olanların nasiplenebileceği, Allah’tan başkasına dua edenlerin ise müşrik olduklarından dolayı hiçbir şekilde affa uğrayamayacakları, Allah’ın şefaatinden nasiplenemeyecekleri vurgulanmaktadır.   Bu konuyla ilgili olarak hâkim kılınmış ayetler şunlardır.   1-“De ki: Şefaat tamamıyla Allah’a aittir. Göklerin ve yerin hükümranlığı O’na aittir. Sonra O’na döndürüleceksiniz”[6]   2-“Doğrusu Allah kendisine şirk koşulmasını bağışlamaz. Bunun dışında kalanı ise gerek gördüğü kimse için bağışlar. Allah’a şirk koşan ise tamamıyla sapıtmıştır”.[7]   3-“Allah’la beraber başka bir ilaha dua etme! O’ndan başka ilah yok. Onun veçhi dışında her şey helak olucudur. Hüküm O’na aittir, O’na döndürüleceksiniz”.[8]   4-“Yalnız sana kul olur ve yalnız senden yardım dileriz”.[9]   Zuhruf 86. ayete çeviri yapanlar dua etmekle tapmak arasındaki anlam farkını meallerine yansıtmayarak Kur’an’ın asıl mesajının örtülmesine sebep olmuşlardır. Bir kısmı da bu farkı meale yansıtmışlar ancak diğerleri gibi bunlar da şefaate sahip olamayacak olanlar Allah’ın dışındakilere dua edenlerken kendilerine dua edilenleri şefaat edemeyecekler diye çevirip istisnasındaki hakka şahit olanları şefaat edebilir gibi sunmuşlardır. Böylece Allah’ın dışındakine dua edenlerin bu yanlışını dikkate almayarak dua edilenlerin hak yolda olmaları durumunda şefaatlerinden nasiplenileceği yanlış çıkarımında bulunmuşlardır. Oysaki Allah’ın dışındakine dua etmenin, istianede bulunmanın yanlışlığı, şirk oluşu Kur’an’ın en açık hükmüdür.   Mesele bu kadar açıkken bu ayeti bu yönde meallendirmek hem Arap dili kurallarına hem de Kur’an’ın bütünlüğüne aykırı düşmektedir.   Biz bu ayeti kelime kelime çevirerek meseleyi ortaya koymaya çalışacağız. Ayetin metni şöyledir:    وَلَا يَمْلِكُ الَّذِينَ يَدْعُونَ مِن دُونِهِ الشَّفَاعَةَ إِلَّا مَن شَهِدَ بِالْحَقِّ وَهُمْ يَعْلَمُونَ   VELA YEMLİKU: Sahip olamayacak, ELLEZİNE: O kimseler ki, YED’UNE: Dua ediyorlar, MİN DUNİHİ: O’nun (Allah’ın) dışındakine, EŞŞEFAATE: Şefaate, İLLA MEN ŞEHİDE BİL HAKKI VEHUM YALEMUNE: Ancak Hakka bilinçli olarak şahit olanlar şefaate sahip olacak (Zümer 44 te belirtilen Allah’ın şefaatinden yani kayırmasından nasiplenecekler)   Bu ayette bir sıla cümlesi bulunmaktadır. Arap dili kuralları gereği sıla cümlesinin faili ismi mevsula raci olmak zorundadır. Bu durumda sıla cümlesinin faili yani aid zamiri “yedune” filindeki cemi vavıdır ve ismi mevsul olan “ellezine” ye racidir. Bu durumda “vela yemliku” fiilinin faili dua edilenler değil dua edenlerdir. Ama ne yazık ki ayet bu kadar açıkken mealler dua edenleri değil dua edilenleri “la yemliku” fiilinin faili yapmışlardır.   Ayetin doğru çevirisi Allah’ın dışında dua ettikleri şefaate sahip olamayacaklar değil Allah’ın dışındakine dua edenler şefaate sahip olamayacaklar yani şefaat elde edemeyecekler şeklinde olmalıdır.   Bu durum ön yargıların ve edinilmiş bir din anlayışıyla Kur’an’ı okumanın ne kadar sakıncalı olduğunu göstermektedir. Bizim görevimiz Kur’an’ı kur’an’dan okumak olmalıdır. Ayetleri kendimiz tevil etmek yerine Allah’ın kur’an’daki tevilini aramalıyız. Kur’an’ı okurken önceden edindiğimiz usulü değil Kur’an’ın ortaya koyduğu usulü dikkate almalıyız.   En doğrusunu Allah bilir…                                                                                                                                           Mustafa Ayas İlahiyatçı [1] Allah’ın açıklamalarını dayanak alanlar [2] Ali İmran 7 [3] Hud 1,2 [4] Zuhruf 86 Bak Diyanet meali [5] Zuhruf 86 [6] Zümer 44 [7] Nisa 116 [8] Kasas 88 [9] Fatiha 5
ALLAH KATINDA KİMSE KİMSEYE İLTİMAS GEÇEMEZ KİMSE KİMSEYE ŞEFAAT EDEMEZ 2/ 48-Kimsenin kimse için bir şey ödeyemeyeceği, kimseden iltimasın kabul görmeyeceği, kimseden fidye alınmayacağı, kimselere yardım edilemeyeceği bir güne karşı sorumlu davranın. 2/ 123-Kimsenin kimse için bir şey ödeyemeyeceği, kimseden fidyenin kabul görmeyeceği, kimseye iltimasın fayda sağlamayacağı, kimselere yardım edilemeyeceği bir güne karşı sorumlu davranın. 2/ 254-Ey inananlar! Kendisinde alışverişin, dostluğun ve iltimasın olmadığı bir gün gelmeden evvel sizleri rızıklandırdığımız şeylerden infakta bulunun. Kör davrananlar hak tanımaz kimselerdir. 255-Allah ki O’ndan başka ilah yoktur, hayatın sahibidir, kontrolü elinde tutandır. O’nu ne dalgınlık alır ne de uyku. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O’nundur. O’nun katında O’nun izni olmadan kim iltimas geçebilir? Onların önlerindekini de arkalarındakini de bilir. Gerek gördüğü dışında O’nun ilminden hiçbir şeyi ihata edemezler. O’nun hükümranlığı gökleri ve yeri kuşatmıştır. Onları koruyup gözetmek O’na ağır gelmez. O, makamı yüce olandır azameti üstün olandır. 6/ 51-Rablerinin huzuruna toplanılacaklarından dolayı korkanları vahiyle uyar. Onlar için Allah’ın yakınından ne bir veli ne de bir iltimasçı vardır. Ola ki sorumlu davranırlar! 6/ 70-Dinlerini oyun ve eğlenceye alanları bırak. Onları dünya hayatı aldatmış. Kişinin elde ettiklerine karşılık alıkonacağını vahiyle hatırlat. Kişi için Allah’ın yakınından bir veli bir iltimasçı yoktur. Fidyenin her türünü denkleştirse dahi kendisinden alınmaz. İşte onlar elde ettiklerine karşılık alıkonan kimselerdir. Kör davranır oldukları sebebiyle kendileri için Yakıp kavuran bir içki ve acıtan bir azap vardır. 6/ 94-Sonunda, size bahşettiklerimizi arkası gerinizde bırakarak tıpkı ilk kez yarattığımız gibi tek tek bize gelmektesiniz. Kendilerini sizin için ortaklar sandığınız İltimasçı edindiklerinizi sizinle göremiyoruz; aranızdaki ilişki kesilmiş ve iddia ettiğiniz şeyler sizden yana yanlışa saplanmıştır. 7/ 53-İlla onun gerçeğinin ortaya konmasını mı bekliyorlar? Vakti zamanında onu unutmuş olanlar gerçeğinin ortaya konması geldiği gün “Rabbimizin elçileri hakka istinaden gelmişlerdi. Şimdi bize iltimas geçebilecekler var mı bize iltimas geçseler yahut geri çevrilsek de yapar olduklarımızdan başka şeyler yapsak?” Kendilerine yazık ettiler ve uydurup durdukları şeyler kendilerinden yana yanlışa saplandı. 10/ 3-Gerçekte sizin Rabbiniz gökleri ve yeri altı süreçte yaratan, ardından hükümranlık üzere hâkimiyeti kuran, her şeyi yöneten Allah’tır. O’nun izninin ardından olmaksızın iltimas geçebilecek olan yoktur. İşte Rabbiniz Allah budur; Ona kul olunuz! Düşünüp öğüt almayacak mısınız? 10/ 18-Allah’ın yakınından edindikleri kendilerine bir zarar veremeyecek ve bir fayda sağlayamayacak şeylere kul oluyorlar. Diyorlar ki: Bunlar Allah katında bize iltimas geçebilecek kimselerdir. De ki: Göklerde ve yerde bilemediği şeyleri mi Allah’a haber veriyorsunuz? Allah, ortak kıldıklarınızdan beridir yücedir. 19/ 86-Cürümde ısrarcı olanları cehenneme sevk ederiz. 87-Rahman’ın katında bir söz edinmiş olan dışında iltimas göremezler. 20/ 108-O gün kendisinden yan çizilmesi mümkün olmayan davetçiye uyarlar. Rahman sebebiyle sesler kısılmıştır. Fısıltıdan öte bir şey duyamazsın. 109-O gün, hakkında Rahman’ın izin verdiği ve söze rıza gösterdiği hariç iltimas geçmek fayda sağlamaz. 110- O, onların önlerindekini de arkalarındakini de bilir. Onlar bilgi noktasında O’nu ihata edemezler.111-Artık yüzler, hayatın sahibi ve kontrolü elinde tutan için eğilmiştir. Haksızlığı üstlenmiş olan kaybetmiştir. 21/ 19-Göklerdekiler ve yerdekiler O’nundur. O’nun katındakiler O’na kulluktan yana kibirlenmezler, geri durmazlar. 20-Gece gündüz tesbih ederler; durulmazlar. 21-Yoksa onlar yeryüzünden diriltici tanrılar mı edindiler?22-Eğer göklerde ve yerde Allah’ın dışında tanrılar olsaydı elbet her ikisi de fesada uğrardı. Hükümranlığın sahibi olan Allah onların nitelemelerinden beridir yücedir. 23-O, yaptıklarından sorgulanmaz ama onlar sorgulanırlar. 24-Yoksa O’nun yakınından tanrılar mı edindiler! De ki: Delilinizi getirin! İşte bu benimle birlikte olanların ve benden öncekilerin mesajıdır hatırlatmasıdır. Bilakis onların çoğu gerçeği anlamıyorlar; onlar yüz çeviriyorlar. 25-Senden önce gönderdiğimiz her bir elçiye “Doğrusu benden başka ilah yoktur; sadece bana kul olunuz” diye vahiy buyurduk. 26-“Rahman Çocuk edindi” dediler. Subhanellah! Bilakis onlar ikram görmüş kullardır. 27-Söylemleriyle O’nun önüne geçemezler. Onlar O’nun emrine istinaden davranırlar. 28-Onların önlerindekini de arkalarındakini de bilir. Allah’ın razı olduğundan başkasına iltimas geçemezler. Onlar Allah’a olan saygılarından ürperirler. 29-Onlardan kim “Ben Allah’ın yakınından bir ilahım” derse işte biz onu cehennemle cezalandırırız. İşte böyle, biz hak tanımazları cezalandırırız. 26/ 91-Cehennem sorumsuzca davrananlar için ortaya çıkarılmıştır. 92-Onlara denir: Kul olduklarınız nerde? 93-Allah’ın yakınından? Size yardım edebiliyorlar mı yahut kendilerini koruyabiliyorlar mı? 94-Onlar da sorumsuzlar da Tepetakla oraya bırakılmışlardır. 95-İblisin askerlerinin hepsi 96-Orada tartışarak derler ki: 97-Allah’a yemin olsun ki biz apaçık bir yanlışın içindeydik. 98-Sizi âlemlerin Rabbiyle bir seviyede tutmuşuz. 99-Bizi ancak cürümde ısrarcılar yanlışa sürükledi. 100-Artık bize iltimas geçebilecek kimseler yoktur. 101-Sıcacık bir dost yoktur. 102-Bir fırsatımız daha olsaydı inanacaklardan olurduk. 103-Elbet bunda bir ayet vardır ama çokları inanacak değil! 30/ 12-O hesabın gerçekleşeceği gün cürümde ısrarcı olanlar ümitsizliğe mahkûm olur.13-Ortak kıldıklarından kendileri için iltimas geçiciler olmaz. Ortak kıldıklarını görmezden gelir olurlar. 32/ 1-Elif; Lâm; Mîm. 2-Hiçbir kuruntuya yer olmayan ilahi yasanın indirilişi âlemlerin Rabbi tarafındandır. 3-Yoksa “onu uydurdu” mu diyorlar? Bilakis o senden önce kendilerine uyarıcı gelmemiş toplumu uyarman üzere Rabbinden gelen gerçektir; ola ki yola gelirler. 4-Allah ki gökleri, yeri ve bu ikisi arasındakileri altı süreçte yaratmış sonra da hükümranlık üzere hâkimiyetini kurmuştur. Sizin için O’nun yakınından bir veli bir iltimas geçici yoktur. Düşünüp öğüt almayacak mısınız? 34/ 22-De ki: Allah’ın yakınından zan buyurduklarınızı çağırın! Göklerde ve yerde zerre miktarı hükümranlık edemezler. Onların göklerde ve yerde bir ortaklıkları yoktur. O’nun onlardan bir yardımcısı yoktur. 23-Hakkında izin verdiği dışındakine onun katında iltimas fayda sağlamaz. Nihayet kalplerinden korku giderilince derler ki: Rabbiniz ne buyurdu? Derler ki: Hakikati. O yüce olandır büyük olandır. 36/ 22-Bana ne oluyor ki beni yaratana kul olmayacağım; sonuçta O’na döndürüleceksiniz. 23-Hiç O’nun yakınından ilahlar edinir miyim? Rahman bir zararı karar kılsa onların iltimas geçmesi bana bir yarar sağlamaz; beni kurtaramazlar. 24-O takdirde apaçık bir yanlışta olurum. 39/ 43-Yoksa Allah’ın yakınından iltimas geçiciler mi edindiler? De ki: Hiçbir şeyde tasarrufta bulunamayacak olsalar, akıl erdiremiyor olsalar da mı? 44-De ki: iltimas geçmek ancak Allah’ın yetkisindedir. Göklerin ve yerin hükümranlığı O’na aittir. Sonra O’na döndürüleceksiniz. 40/ 18-Onları, yaklaşan o güne karşı uyar; zira yürekler ağza gelip nefesler tutulur; hak tanımazlık edenler için ne sıcak bir dost ne de sözü dinlenir bir iltimas eden vardır. 43/ 84-Gökte de ilah O’dur yerde de ilah O’dur. O, en doğru kararı verendir, hakkıyla bilendir. 85-O rahmeti çok geniş olan, göklerin yerin ve ikisi arasındakilerin hükümranlığı kendisine ait olandır. Kıyametin ilmi O’nun katındadır; O’na döndürüleceksiniz. 86-O’nun yakınından çağıranlar iltimas göremez ancak bilerek hakka tanık olanlar başka. Onlar bilirler. 53/ 23-Bunlar sadece sizin ve atalarınızın uydurduğu isimler; Allah onlar hakkında bir kanıt indirmiş değil! Başka bir şeye değil sadece zanna, kişisel arzulara uyuyorlar. Oysa kendilerine Rablerinden rehber geldi. 24-Yoksa her temenni ettiği şey insanın mıdır? 25-Oysa ahiret de dünya da Allah’ındır. 26-Göklerde nice melekler var ki Allah’ın gerek gördüğü kimse için izin vermesinin ve rıza göstermesinin ardından olmaksızın, onların iltimas geçmesi hiçbir yarar sağlamaz. 74/ 42-Sizi Sekar’a sevk eden nedir? 43-Derler ki “Biz yönelimde bulunanlardan değildik”. 44-“Miskini doyurmazdık”. 45-“Dalıp gidenlerle dalıp giderdik”. 46-“Din gününü yalan sayardık”. 47-Nihayet hak olan kesin olan bize ulaştı. 48-Artık iltimas geçicilerin iltimasları onlara fayda sağlamaz!

20 Şubat 2011 Pazar

Peygamber Şefaat Değil Şikâyet Edecek

             Müslüman olmak Allah’ın ayetlerine istinaden Allah’a teslim olmak demektir. Allah’a nasıl teslimiyet gösterileceğinin ölçüsü Allah’ın ayetleridir. Müslüman’ım diyen herkesin inancını ve eylemini oluştururken Allah’ın ayetlerini ölçü alması zorunludur. Peygamber Allah’ın ayetlerini tebliğ etmiş ve bu ayetlere uymuştur. Allah’ın ayetlerine aykırı söz söylemek peygamber için söz konusu değildir. Bu bakımdan hangi sözün peygambere ait olduğunun ölçüsü de son tahlilde peygamberlik vesikası olan Kur’an ayetlerine uygunluktur. Kur’an Allah’ın kullarına gönderdiği hidayetidir. Hayatın kullanma kılavuzudur. Hayatın ölçüsüdür.
            Mekkeli müşrikler Allah’a yakınlık için melekleri Allah’ın kızları edinmişler ve onları temsilen heykeller dikerek “Bunlar Allah katında bizim şefaatçilerimizdir”[1] demişlerdir. Bu iddialarına istinaden Allah’ın yakınından edindikleri, zanlarına dayalı şefaatçilere dua edip onlardan şefaat dilemişlerdir. Yüce Rabbimiz gönderdiği kitabında kulluğun da duanın da sadece kendisine yapılacağını tescillemiştir;[2]  kendisinden başkasına niyaz etmeyi, duada bulunmayı başka bir ilah edinme olarak nitelemiş ve şirk saymıştır. Beş vakit namazın her rekâtında Kur’an’ın özü ve önsözü mahiyetindeki fatiha süresini okumakla bu hakikati görmemizi murat buyurmuştur. Müşrikleri hep zanna uymakla suçlamış ilim üzere olmayı insanlığa gerekli kılmıştır. “Hakkında bilgin olmayan şeyin peşinden gitme! Doğrusu kulak, göz ve kalp; bunların hepsi bu hususta sorumlu tutulacaktır.”[3] buyurarak bizi zandan sakındırmış, kesin bilgiye dayanmamızı istemiştir. Zan üzere ilahlar edinenlere ise “delilinizi getiririn!”[4] buyurarak meydan okumuştur.
            Allah’ın dışında bir kimseye dua etmek yani Allah’ın dışında birinden niyazda bulunmak ve yardım dilemek Kur’an ayetlerinde şirk sayılmıştır. Allah’ın dışında birine dua etmek onu ilah edinmek olarak nitelenmiştir. Medet dilenen bu kişinin kim olduğu önem arz etmez. Zira sadece Allah’tan medet beklemenin zorunluluk olduğu açıkça ortaya konmuştur.[5] Bu konuda sayılamayacak kadar ayet söz konusudur. Meallerde dua anlamındaki “deâ- yedû” fiilinin ibadet olarak çevrilmesi de bu konuda meal okuyanlar için bir perde olmuştur. “Kim, hakkında hiçbir delil bulunmamasına rağmen Allah’ın yanı sıra başka bir ilaha dua ediyorsa elbet onun hesabı Rabbinin katında görülecektir. Doğrusu hakikati görmeyenler iflah olmaz”[6] ayeti işte bunlardan sadece bir tanesidir. Bu ayette “bir ilaha dua ediyorsa” denerek duanın sadece Allah’a yapılabileceği O’nun dışında birine dua etmenin o kimseyi ilah edinmek olacağı vurgulanmıştır.
            Müslüman olduğunu söyleyen bizler Allah’ın ayetlerine istinaden teslimiyet göstermek bir yana Allah’ın ayetlerini anlamak diye bir amaç bile edinmemişiz. “Kur’an’ı biz anlayamayız âlimler anlar” gibi bir söyleme dayanarak kendimizce âlim bildiğimiz kimseleri dayanak edinmişiz. Güya bu kimselerin gösterdiği yol üzere Allah’a teslimiyet göstermişiz. Bu kimseler Allah’ın ayetlerinden hareketle bu açıklamaları yapıyor demişiz ve Allah’ın kitabıyla aramıza büyük bir perde koymuşuz. Aslında bu kimseleri de anladığımız falan yok. Bir zanna uymuşuz zan üzere kul olmuşuz. Peygamberi de bu aşamada bir şefaatçi edinmişiz. Peygambere dua eder ondan ister olmuşuz. Peygambere sanki bizi duyuyormuşçasına “şefaat ya resulullah!” diye niyaz buyurmuşuz Üstelik bunu söylerken “iyyake na’budu ve iyya kenestein” ayetini de okuyup durmuşuz. Ne dediğimizden ve ne yaptığımızdan habersiz zan üzere bir din kurmuşuz. Peygamber bize şefaat edecek diye tutturmuş; ha bire ondan ister olmuşuz.
            Müslüman olmak Allah’ın ayetlerine istinaden Allah’a teslim olmak olduğundan bu konudaki ölçümüz tebliğ anlamında peygamberin sözleri olan Allah’ın ayetlerine müracaat olmalıdır.  Kur’an ayetlerinin hiçbir yerinde peygamberin şefaat dileyenlere o gün şefaat edeceğine dair bir ima bile yoktur. Şefaat yetkisinin tümüyle Allah’a ait olduğu vurgulanır ve şefaat iddiasında bulunanlara “Allah’ın böyle bir izni olduğuna dair delilleri olmadığı” noktasında “onun izni olmaksızın kim şefaat edebilir!” buyrularak meydan okunur.  
            Bu noktada şefaatle ilgili ayetlere bakmak konunun üzerindeki şüphe perdelerini aralamaya yetecektir. Yüce Rabbin ayetleri şöyle buyurur.
1-Hiç kimsenin kimse için bir şey ödeyemeyeceği, kimseden şefaatin kabul edilmeyeceği, kimseden fidye alınmayacağı, kimseye yardım edilemeyeceği bir güne dönük sorumluluklarınızı yerine getirin.[7]
2-Hiç kimsenin kimse için bir şey ödeyemeyeceği, kimseden fidyenin kabul edilmeyeceği, kimseye şefaatin fayda vermeyeceği, kimseye yardım edilemeyeceği bir güne dönük sorumluluklarınızı yerine getirin.[8]
3-Ey iman edenler! Kendisinde alışverişin, dostluğun ve şefaatin olmadığı bir gün gelmeden evvel bahşettiğimiz rızıklardan infakta bulunun. Doğrusu kâfirler buyruklarımıza uymayan kimselerdir.[9]
            Bu ayetlerde söz konusu olan gün mahşer yerindeki hesap günüdür. Yani hesap günü hesap görülürken günahlara rağmen şefaatle cehennemden kurtulmak diye bir şey söz konusu olmayacaktır. Zira ayetler bu konuda çok açık ve nettir. Hesap görülüp herkesin durumu belli olduktan sonra ve günahkârların cehenneme girip o acıyı tatmasından sonrası ise farklı bir aşamadır. Ama şu bir gerçek ki hesap günü şefaat söz konusu değildir. Bunun aksini iddia etmek yukarıda geçen Allah’ın ayetlerini dikkate almamak anlamına gelecektir. Bir diğer husus birinci ayette kimsenin şefaat edemeyeceği ikinci ayette ise kimsenin şefaat göremeyeceği vurgulanmaktadır.
            4-Allah kendisinden başka ilah olmayan, hayat veren ve her zerreyi ayakta tutandır. Onu ne gaflet alıverir ne de uyku.  Göklerde ve yerde ne varsa hepsi onundur. İzni olmaksızın Onun katında kim şefaat edebilir? Onların önlerindekini de arkalarındakini de bilir. Gerek gördüğü dışında ilminden hiçbir şeyi ihata edemezler. Onun hükümranlığı gökleri ve yeri kuşatmıştır. Onları kollayıp gözetmek ona ağır gelmez.  O makamı en yüce ve azameti en üstün olandır.[10]
            Bu ayette ise şefaat iddiasında bulunan ve bu iddiayı zanlarına istinaden ortaya koyanlara cevap verilmektedir. Zira Allah şefaat izni ya da yetkisi verdiğine dair hiçbir bilgi ve belge indirmemişken Allah hakkında zan üzere konuşanlara “Allah izin vermemişken kimmiş şefaat edecek olan!” diye meydan okumaktadır. Ama maalesef ki illa da şefaat diyenler zanlarını ispatlamak için bu ayeti delil almaya kalkışmaktadırlar.
            Şefaat yetkisi bütünüyle Allah’a aittir. Peki, şefaat nedir? Şefaat bir kimseyi kurtarma, korktuklarından koruyup umduğuna kavuşturma anlamında kullanılmaktadır. Esasen şefaat çift kelimesinden gelmektedir ki hesap görüleceği gün günahkârı günahlarına rağmen kurtulmuşlarla birlikte kılma, kurtulmuşların yanında kılma anlamındadır. Zaten “peygamber kime karşı şefaat edecek, kimden kurtaracak?” diye sorduğunuzda peygamberden şefaat dileyenler “Allah’tan kurtaracak, Allah’ın azabından kurtaracak” cevabını vermektedirler ki onlara göre günahları azabı gerektiren kimseleri peygamber bu azaptan kurtararak cennetliklerin yanına gitmelerini sağlayacak onların cennetliklerle bir arada olmalarını sağlayacaktır. Burada “Allah’tan kurtaracak, Allah’ın azabından kurtaracak” ifadesi çok düşündürücüdür. Biraz düşündüğümüz zaman bu ifadenin şu iddiayı içerdiğini anlamamız işten bile değildir. Birinci iddia şudur ki “peygamber Allah’tan daha güçlüdür” hâşâ! Öyle ya Allah’tan kurtaracağına göre ondan daha güçlü olması gerekir. İkinci iddia şudur ki “Peygamber Allah’tan daha bilgilidir” hâşâ! Öyle ya Allah kulunun affa layık olup olmadığını bilmiyor da peygamber biliyor ve azaptan kurtarıyor. Üçüncü iddia şudur ki “Peygamber Allah’tan daha merhametlidir” hâşâ! Öyle ya Allah’ın durumunu en iyi bildiği kuluna olan merhameti yeterli olmadı da peygamberin merhameti kulun affını içten isteyip sağlamasını gerekli kıldı.
            Oysa peygamberin tebliğ ettiği sözlerden ibaret olan Allah’ın ayetleri hiçbir yerde peygamberin şefaatinden söz etmiyor şefaati sadece Allah’a has kılıyor.
            1-“De ki: Şefaat tamamıyla Allah’ın yetkisindedir. Göklerin ve yerin hükümranlığı O’na aittir. Sonra ona döndürüleceksiniz”.[11]
            2-“Rablerinin huzuruna çıkarılacaklarından dolayı korkanları onunla uyar. Kendilerinin Onun dışında ne bir dostları ne de şefaatçileri vardır. Belki sorumluluklarının farkına varırlar”.[12]
            3-“Dinlerini oyun ve eğlenceye alanları bırak. Zira onları dünya hayatı aldatmış. Kişinin elde ettiklerine karşılık alıkonacağını  Kur’an’a istinaden hatırlat.  Kişinin Allah’ın dışında ne bir velisi ne de bir şefaatçisi vardır. Fidyenin her türünü denkleştirse dahi kendisinden alınmaz. İşte onlar elde ettiklerine karşılık alıkonan kimselerdir. Kâfirlik etmiş olduklarından ötürü kendilerine kızgın bir içki ve elim bir azap vardır”.[13]
            Yüce Rabbimiz sadece kendi yetkisinde olan şefaatin kime ait olacağını yani kime fayda vereceğini de kendisi belirlemiştir ki burada söylenmesi gereken en önemli husus rahmetten kesinlikle uzak olacak olanların şirk batağına düşenler olduğudur. Kur’an ayetlerinde Allah’ın dışında birine dua etmek şirk olarak nitelenmekte asla Allah’tan başkasından imdat dilenmemesi, medet umulmaması istenmektedir. Bu yüzden fatiha suresinde “yalnız sana kul oluruz ve yalnız senden yardım dileriz!” diye beş vakit namazda niyaz ederiz.
            Yüce Rabbimiz şöyle buyurur:
            1-Deki: “Halinizi düşünür müsünüz? Başınıza Allah’ın azabı gelse yahut da kıyamet saati size ulaşsa Allah’tan başkasını mı imdada çağıracaksınız? Tabi eğer doğru söyleyecek olursanız”.[14]  
            2-De ki: “Doğrusu, sizin Allah’ın dışında yalvarıp yakardığınız şeylere kulluk etmekten men olundum”. De ki: “Sizin arzularınıza uyacak değilim. Aksi takdirde sapmış olurum, doğru yolda olanlardan olmamış olurum.[15]
            Bu ayet dikkatlice okunduğunda Allah’ın dışında birine dua etmek, yalvarıp yakarmak (bu peygamber de olsa fark etmez zira Allah’ın dışında kim olursa olsun aynıdır) onu ilah edinmek ona kul olmak olarak değerlendirilmektedir. Zira “yalvarıp yakardıklarınıza kulluk etmekten men olundum” ifadesi yalvarıp yakarmanın kulluk etmek anlamına geldiğini açıkça ortaya koymaktadır. Yani “sizin yalvarıp yakardığınız” ifadesiyle eleştiri yapılmakta “kulluk etmekten men olundum” ifadesiyle bu durumun kulluk etmek anlamına geleceği ortaya konmaktadır. Allah’tan başka ilah edinmemek fatiha suresinde ifadesini bulan “yalnız O’na kul olmayı ve yalnız O’na dua etmeyi” gerekli kılmaktadır. Bu ikinci ayette kullandığımız “yalvarıp yakarmak, dua etmek” anlamındaki ifade “deâ- yed’û” ifadesidir ki bu ifade dua etmek, yalvarıp yakarmak, imdat dilemek anlamalarına gelir. Ne yazık ki meallerin birçoğunda bu kelime tapmak ya da ibadet etmek şeklinde çevrilmiştir ki bu Kur’an’ı anlamanın önünde bir perde olmuştur. Zira tapmak, kul olmak, ibadet etmek şeklinde çevrilebilecek kelime abede- ya’budu kelimesidir.
            3-Allah hakkında yalan uyduran yahut Allah’ın ayetlerini inkâr edenden daha zalim kimdir? İşte onlara İlahi kelamdaki nasipleri erişecektir. Hatta kendilerine (melek) elçilerimiz gelip de canlarını aldıklarında buyururlar ki “Allah’ın dışında dua ettikleriniz nerede?”. Kâfir olduklarına dair kendi durumlarına şahit olarak derler ki “Bizi terk ettiler”.[16]
            Bu ayet de Allah’ın dışındakine dua etmeyi açıkça şirk saymakta ve kâfirlik olarak tanımlamaktadır.
            4-Allah’ın dışında yardıma çağırdıklarınız tıpkı sizin gibi birer kuldur. Hadi size cevap versinler bakalım! Eğer doğruysanız.[17]
            Peygamberimizin bir kul olmadığını kimse iddia edemez. Zira “abduhu ve resuluhu” diye şehadet ederiz ki “O’nun kulu ve elçisidir” demektir. Yani dua da hitap sadece Allah’a olmalı, sadece ondan istenmelidir. Aksi takdirde Allah’ın ayetlerine göre müşrik konumuna düşeriz ki işte kıyamet günü şefaatten asla nasiplenemeyecek olanlar bunlardır. Yüce Rabbimiz Kur’an’da şirki asla bağışlamayacağını açıkça ilan etmiştir.
            1-Doğrusu Allah kendisine Şirk koşulmasını asla bağışlamaz. Bunun dışındakileri gerek gördüğü kimse için bağışlar. Her kim Allah’a ortak koşarsa gerçekten büyük bir günahı üstlenmiş olur.[18]
            2-Şüphesiz Allah kendisine şirk koşulmasını bağışlamaz. Bunun dışında kalanı ise gerek gördüğü kimse için bağışlar. Allah’a şirk koşan ise tamamıyla sapıtmıştır.[19]
            Rabbimizin şefaati ancak ve ancak şirkten arınmış olarak ölenler için söz konusu olacaktır. Şirkten arınmış bir hayatın özeti fatiha suresinde “iyyake nabudu ve iyyake nestein” olarak ifadesini bulmuştur.
            O gün Rabbimizin direk olarak yahut has kullarının dualarını kabul suretiyle olan şefaati sadece şirkten arınmış kimseler için söz konusu olacaktır. Yani Rab razı olduğu kimsenin duasına ancak rıza gösterdiği kimseye dönük olarak icabet buyurur. Bunun şartı ise kulluğu da duayı da sadece O’na has kılmış olarak huzura çıkabilmektir.
            1-Rahman’ın katında bir söz edinmiş olan dışında kimse şefaate sahip olamayacaktır.[20]
2-O’nun dışındakilere dua edenler asla şefaate sahip olamayacaktır. Ancak bilgi üzere hakka şahit olanlar başka.[21]
Bu ayetlerin ifade tarzı şefaate sahip olacak olanın şefaatin faili yani öznesi yahut mefulu yani nesnesi olması şeklinde anlaşılmaya müsaittir. “Şefaat yetkisi bütünüyle Allah’ın” olduğundan ayetteki şefaate sahip olacak kişiyi şefaat edecek kişi yerine şefaat görecek kişi şeklinde algılamak daha uygun düşmektedir.
            Meleklerin de peygamberlerin de yapacakları dua ancak Allah’ın sınır olarak koyduğu şirke düşmeyenler için söz konusu olacaktır. Kur’an hem meleklerin hem de peygamberlerin şefaatinin Allah’ın rıza göstermeyeceği kimseye bir fayda sağlamayacağını açıkça belirtmekte şefaatten ancak Allah’ın rıza gösterdiklerinin istifade edebileceğini açıkça ortaya koymaktadır. Meleklere ya da peygamberlere yapılacak şefaat nitelemesi ancak onların Allahın affediciliği noktasında yapacakları dua neticesinde Rabbimizin kulunu azaptan kurtarması anlamında anlaşılabilir. Meleklerle ilgili ayet şudur:
            Göklerde nice melekler var ki Allah’ın gerek gördüğü ve rıza gösterdiği kimse hakkında izin vermesinin ardından olmaksızın şefaatleri hiçbir şekilde fayda sağlamaz.[22]
            Peygamberlerle ilgili ayet şudur:
Senden önce gönderdiğimiz her bir elçiye “Doğrusu benden başka ilah yoktur; sadece bana kul olunuz” diye vahiy buyurduk. “Rahman Çocuk edindi” dediler. Subhanellah! Bilakis onlar ikram görmüş kullardır. Söylemleriyle O’nun önüne geçmezler. Onlar O’nun emrine istinaden davranırlar. (Allah) onların önlerindekini de arkalarındakini de bilir. Allah’ın rıza göstermediği kimseye şefaatte bulunamazlar. Onlar Allah’a olan saygılarından ürperirler.[23]
            Tüm bu ayetler gösteriyor ki Allah hiçbir peygambere dilediğine şefaat etme yetkisi vermemiş şefaat yetkisini sadece kendisine has kılmış ve şefaatten faydalanmanın şartını sadece Allah’a kul olma ve sadece ona dua ve niyaz edip sadece ondan medet umma sadece ondan istimdat dilemek olarak belirlemiştir. Bu durumda bizlere düşen “şefaat ya resulellah!” şeklindeki ezberimizi bozmak olmalı duayı sadece yüce Allah’a has kılmalıyız. İnancımızı ve davranışlarımızı Allah’ın ayetlerine istinaden ortaya koymalıyız. Aksi takdirde Peygamberimizin şefaatine değil şikâyetine muhatap olacağımız Kur’an’ın kesin hükmüdür. O Kur’an ki Allah’ın sözüdür. Allah’ın sözünün üstünde söz mü var? O kur’an ki Allah’tan aldığını iletme noktasında peygamberin sözüdür. Peygamberin tebliğ ettiği sözden öte söz mü var?  Şüphesiz bu Kur’an en sağlam olana iletir. Uygun davranışlarda bulunan müminlere ise müjde verir; onlar için büyük bir ecir vardır.[24] İşte bu Kur’an diyor ki O gün peygamber kavmini (ümmetini) Allah’a şikâyet edecektir. Tüm bu ayetlere rağmen hala “şefaat ya resulellah” diyenler huzurda şefaat değil şikâyet bulacaklardır. Bu hitap Allah’ın ayetlerini anlamak ve hayatın rehberi edinmek noktasında gayret edenlere değil kur’an’ı anlaşılmaz bir kitap edinip birilerinin peşine takılanlara olacaktır. İşte size ayet: Peygamber buyurur ki: Ya Rabbi! Benim kavmim bu Kur’an’ı terkedilmiş bir hale koydular.[25]


[1] Yunus, 18
[2] Fatiha,5
[3] İsra, 36
[4] Neml, 64; Müminun, 117
[5] Fatiha,5
[6] Müminun, 117
[7] Bakara, 48
[8] Bakara, 123
[9] Bakara, 254
[10] Bakara, 255
[11] Zümer, 44
[12] Enam, 51
[13] Enam, 70
[14] Enam, 40
[15] Enam, 56
[16] Araf, 37
[17] Araf, 194
[18] Nisa, 48
[19] Nisa 116
[20] Meryem, 87
[21] Zuhruf, 86
[22] Necm, 26
[23] Enbiya, 25-28
[24] İsra, 9
[25] Furkan, 30

13 Kasım 2010 Cumartesi

Anlama sorunu Büyük Problem

Doğru anlamak en az mesajın kendisi kadar önemlidir. Zira her sözün bir kastı her sözün bir amacı vardır. Eğer yanlış anlaşılır ya da yorumlanırsa doğru olanı yapma adına yanlışı yapmak amaç haline dönüşür. Bu durumda yanlışlar kutsanmış, mutlaka yapılması gereken eylemler olmuş olur ki insan için en büyük tehlike budur.

Bu devirde, “biz anlamayız âlimler anlar” sözü moda olmuş durumda. Bu söz ağızlarda sakız gibi çiğnenirken âlimlerin açıklamalarının da anlaşılması gereken sözler kapsamında olduğu ve biz anlamayız sözünün sahiplerinin hiçbir söz hakkı olamayacağı unutuluyor. Hem anlamayız deniliyor hem de âlimler adına konuşuluyor. Söz konusu âlimlerin sözleri olunca artık “biz anlamayız” sözü rafa kalkıyor ve âlimler konuşturuluyor. Oysa sözün sahibi kim olursa olsun sözü hangi ortamda hangi bağlamda ve ne maksatla söylediği çok önemlidir. Bu noktaları dikkate alıp kastedilen muradı dayanakları ile tespit etme işi zaten başlı başına bir anlama faaliyetidir.

“Biz anlamayız âlimler anlar” ezberini sayıklayanların hiçbir konuda konuşma hakları olmasa gerektir. Eğer bu insanlar kendilerinde söz hakkı görüyorlarsa bu ezberlerini bozmaları ve artık anlama çabasına girdiklerinin farkında olmaları bir zorunluluktur. Aksi takdirde âlimlerin arkasına saklanarak hiç kimseyi yönlendirme ve bilgilendirme hakları yoktur.

Kurban bayramı yaklaşmışken bir anlama sorununu ortaya koymak isterim. Kurban kesmenin şekli ile ilgili olarak kitaplarımızda ifadesini bulan açıklamaları uygulamak adına ortaya konan eylemleri gördüğüm zaman şaşkınlığımı gizleyemiyorum. Böyle bir anlamanın(!) böyle bir okumanın(!) insana zarardan öte ne katkısı olacağını anlayamıyorum. Şöyle ki, kitaplarımızda hayvanın boğazlanırken kesilecek uzuvları olarak yemek ve nefes borusu ile iki şah damarı zikredilmekte ve iyice kanı akmadan iliğine bıçak vurulmaması ve başının gövdesinden ayrılmaması gerektiği vurgulanmaktadır. Bu uyarıyı yerine getirmek adına ortaya konan uygulama teşebbüsleri ise anlama sorununun ne kadar büyük bir sorun olduğunu ortaya koymaktadır. Kitaplarımız iyice kanı akmadan derken hayvanın canı çıkmadıkça artık bıçak vurulmaması gerektiği ve özellikle iliğine dokunulmaması gerektiği vurgulanmaktadır. Zira boğaz kısmındaki bu ilik sinirsel bir uzuv olduğundan bu uzva dokunulması hayvana dayanılmaz bir acı verecek ve adeta hayvanı felç edecektir. Kurban kesilirken hayvana eziyet vermemek esas iken insanlar “iyice kanı akmadan iliğine bıçak vurulmaması” uyarısına uymak adına hayvanı kestikten sonra kanının akması için bir müddet bekleyerek daha hayvanın canı çıkmadan bıçağı ellerine almakta ve hayvanın iliğini kesmeye kalkışmaktadırlar. Eğer bu sahneyi anlatmaya kalkışırsak ibadet adına bir hayvana bu kadar eziyet vermenin kimin haddine olduğunu sorgulamak gerekir. Görülen o ki bu ancak “biz anlamayız” diyip de âlimler adına ilim satmaya kalkışanların cehaletidir.

Böyle bir sahneyi hafızamı sorgulayarak hatırladığımda ölmüş gibi sakince yatan bir hayvanın bıçak iliğe değince nasıl feryat ettiğini, adeta yeniden dirilip yalvarırcasına haykırdığını, bu sahneyi unutmamın mümkün olmadığını görüyor ve bu cehaletten Rabbime sığınıyorum.

“Biz anlamayız âlimler anlar” sözünü kendisine siper ederek âlimlerin arkasına saklanıp kendi cahilane söylemleriyle âlimleri konuşturanlara “siz anlamazsanız o zaman konuşma hakkınız da yok, bırakın âlim olanlar konuşsun siz dinleyin” diyorum. Buna itirazı olanlara “Anlamıyorsanız neyi anlatıyorsunuz?” diye soruyorum.